Babilliler

Tarihnotları Sosyal Ağlarda

BABİLLİLER

MÖ. 3. Binyıl’ın sonları ile 2. Binyıl’ın başlarında Mezopotamya, İkinci bir Samî göç hareketine sahne olmuştur. Bu göç hareketiyle gelenlere Martular ya da Amurrular denilmektedir.
Amurrular, uzun yıllar Sümer ve Akkad hâkimiyetinde kalarak, aylıklı asker, işçi ve tacir olarak çalıştılar, daha sonra Akkad ilinde toplandılar ve buradaki Samîler’le birleştiler. Samî dillerin doğu lehçesini konuşan Amurrular, Babil kentini ele geçirip I. Babil Sülâlesi’ni (MÖ. 1850-1550) kurmuşlar ve kendilerinden önce Mezopotamya sitelerinde mevcut olan Sümer kültürünü de büyük ölçüde benimsemiş lerdir. Bu sülâlenin ünlü kanunlarıyla tanınan altıncı kralı Hammurabi (MÖ. 1750′lerde), Sümer kentlerini ve Akkad ülkelerini tek bir yönetim altında birleştirmiştir. Hammurabi’nin kurduğu bu yeni düzenin, teokratik bir devlet olmaktan çok dünyevî bir devlet olduğu genellikle kabul görmektedir. Bu devlet, Akkad İmparatorluğu gibi büyük bir dünya devleti olmayıp, memurların yönetimine dayalı milli bir devlettir. Babil kenti, devletin başkenti yapılmış ve bundan sonra kurulan Babil devletlerinin de merkezi olmuştur.
Hammurabi dönemi, Eski Babil’in doruk noktası olmuştur. Bu dönemde,Sümer,Akkad,Elam,Gutiler ve Amurrular’ın bir araya gelmeleri sonucu oluşan ırklar karışımında,küçük bir azınlık durumuna düşen Sümerler, zamanla Samîler içerisinde eriyip gitmişlerdir.
İyi bir komutan ve idareci olan Hammurabi bütün gücüyle Mezopotamya’y ı Samîleştirdi. Babil kültürünü Mezopotamya kültürü durumuna getiren bu kralın döneminde görülen siyasal ve sosyal alandaki çalışmalarla ilgili yazılı belgelerin çokluğu bilimsel açıdan geniş bir bilgi birikimi sağlamaktadır.
Hammurabi, Mari bölgeleri ile Asur ili de dahil olmak üzere bütün Subaru’yu, Elam’ı,aşağı denizden Amurru’ya ve yukarı denize kadar olan ülkeleri ele geçirmişti. Büyük Akkad Devleti’ni yeniden canlandırmıştı. Bu büyük başarı kendisine Sümer-Akkad kralı, dört iklim hükümdarı, cihan imparatoru gibi ünvanlar kazandırmıştır. Hammurabi, sonraları bunlara ek olarak Martu Addası yani Amurru atası ünvanını da aldı.

Amurrular’ın bütün Sinear’a hâkim olmaları, büyük tarihi sonuçlara neden oldu.
Sümerler, Akkadlar, ElamIar, Guti’ler gibi çeşitli kavimleri bar ındıran Sinear, yeni gelen Amurru dalgaları ile çeşitli ırkların karışmasına neden oldu. Burada tarihin tanımış olduğu eski medeniyeti kuran Sümerlerle bu medeniyete benzeyen Akkadlar, Elamlar ve Gutiler, yarı bedevi, haşin, yırtıcı, yağmacı ve bilhassa mütevazi bir devletin kar ışık ve çeşitli özelliklerine sahip olan Amurrular’ın hakimiyeti alt ına düşmüşlerdi. Eski bir kültüre sahip ve medeni kanunlara uymaya alışkın olan Sinear Siteleri’nin yarı bedevî bir halkın hükmü altına girmesi,beraberinde şu sonuçları getirdi:
1- Sümerler’le Akkad’lar arasında binlerce seneden beri devam eden rekabet ortadan kalktı.
2- Azınlıkta kalan medeni Sümer milliyeti, Sami dalgalar ı içinde kayboldu.İstilacıların zulümlerine dayanamayan Sümerlerden bir kısmı da vatanlarını terk ederek, etrafa dağıldılar. Geride kalanlar ise çoğunluk içinde pek bir varlık gösteremediler ve zamanla onlara benzemeye başladılar.
3- Binlerce senelik bir medeniyet meydana getirmiş olan bu kavim, böylelikle tarih sahnesinden çekilmiş oldu. Ancak, manen asırlarca varlığını sürdürdü.
Öteden beri Sümer-Akkad ili Kalde adıyla anılan Sinear da bu zamandan sonra Amurrular’ın payitahtıyla ilişkili olarak Babilistan adını aldı.
Hammurabi, bütün Sinear’ı Samîleştirmek için çok çalıştı. Sümer-Akkad illerindeki eski siteler, Babil’in karşısında fazla direnemediler. Bütün bu şehirlerin güzellikleri Babil’de toplandı. Yani Babil başkent oldu. Babil halk ının kalabalıklığı, mabetlerinin, saraylarının görkemi ile yakın şarkın en güzel şehri oldu.MÖ. 18. Yüzyıl’da Sümer ve Akkad’ı birleştiren I. Babil Devleti Samî ırktan olduğu için, krallığın resmi dili de Akkadça oldu.


Bu siyasi yeniliğin derin anlamını anlatabilmek için, dini sahada da bir inkılâp yap ıldı. Sami Akkad’lar devrinde bile muhteşem mevkiini koruyabilen Sümer’lerin Enlil’i,imparatorluk tapınağı olmak mevkiinden düşürüldü. Ona ait an’anevî ayrıcalıklar Babil tapınağı Marduk’a verildi.
Bu dini inkılâp siyasî inkılâptan daha önemliydi. Akkad krallarından Sargon ve Naram-Sin bile buna cesaret edememiştir. Kendilerine hükümdarlık tacını bahşedenin Enlil olduğunu ve onun vekili sıfatı ile saltanat sürdüklerini ilân etmeye mecbur kalmışlardı. Fakat Sinear üzerinde büyük bir otoriteye sahip olan ve bu gücüne güvenen Hammurabi, böyle bir şeye gerek görmemiştir. Sümer-Akkad unsurları ile beraber Enlil’i de iktidardan atmıştır.
Hammurabi döneminde Amurru İmparatorluğu’nun sınırları, Sargon devrindeki Akkad Devleti sınırlarıyla aynı idi. Amurrular Sümer, Akkad ve Elam illerini k ılıç kullanarak almışlardı. Fakat Suriye ile Filistin’e hâkim olmak için silahlı gücünü kullanmaya mecbur kalmadılar. Bu bölgede çoğunluğu oluşturan ırktaşları, bir şart göstermeksizin Babil kralını tanıdılar.
Hammurabi, İran Dağları’ndan Suriye ötelerine kadar uzanan geniş bir bölgeye hükmediyordu. Bu imparatorluğun merkezi Sinear’dı. Amurrular buraya da kuvvetle güç kullanarak hâkim olmuşlardı. Fakat imparatorluğun devamı için, Sinear’ın çeşitli unsurlarına,askerî kudrete dayanarak hâkim olmak yeterli değildi. Zamanla bu güç yok olabilirdi. Sürekli bir egemenliği sağlamak için, memlekette idari birliği de gerçekleştirmek gerekirdi. Bu yüzden, kuvvetli bir kültüre sahip olan ve belirli kanunlara uymaya alışkın bulunan medeni şehirlilerle, hâkim unsuru teşkil eden yarı medeni Amurrular’ın sosyal, hukuki ve medeni durumlarını telif ve tanzim, memurlar ın vazifelerini dikkatli bir itina ile yapmalar ını temin etmek gerekiyordu.
Hammurabi’nin bu ihtiyaçları pek güzel anlamış o lduğu görülüyor. Tarih bize Hammurabi’yi, iyi bir kumandan, kudretli bir teşkilâtçı, güçlü bir idare adamı olarak tanıtmaktadır. Son zamanlarda gün yüzüne çıkarılan idari mektupları ile kanun mecellesi bu hususlara işaret etmektedir.
Elam hükümdarlarından Şutruk-nahhunte, Mezopotamya’yı istilâ ettiği zaman, yağma edilen mallar arasında bu taşı da Sippar’dan (şimdiki Abu Habbe) alarak Sus’a götürmüştür.
Taşın yüksekliği 2,25 metredir. Sütunun üstünde tanrı Şamaş ile Hammurabi’nin tasvirlerine de yer verilmiştir. Bu tasvirde oturmakta olan güneş tanrısı Şamaş’ın, kanun kitabını, ayakta duran Hammurabi’ye verdiği görülmektedir.
Eski devirlerin çok k ıymetli bir abidesi olan bu taşın küçük bir bölümü eksik olmakla beraber,diğer yerleri tamamdır. Taş üzerinde 16’sı önde tasvirlerin altında, 28’i arkada olmak üzere yukarıdan aşağı işlenmiş 44 yazı sütunu vardır. Hammurabi kanunu, Eski Sümer Siteleri’nde uygulanan yasalar ın bir karışımıdır. Hammurabi, ilmi bir sistem dairesinde olmamakla beraber,bunları bir araya toplamış ve ayırmıştır.
Hammurabi, Sümerler’in çok iyi kavradığı idari, toplumsal, hukuki ve askeri kuralları,yasaları yeni duruma uyum sağlayacak, yeni ihtiyaçlara cevap verecek bir şekilde toplamak kudretini göstermiş bir devlet adamıdır. Hammurabi mensup olduğu I. Babil Devleti’nin kurulmasından çok önce, Sümer sitelerinde ve özellikle Larsa’da, Ur’da aynı kanunların, aynı kuralların mevcut olduğu ve uygulandığı bugün anlaşılan ve bilinen bir gerçektir. Larsa, Uruk,ve Ur krallarının Hammurabi’nin mektupları ile kanunlar ına temel olan fermanları, bugün elimizdedir.
Eski Sümerler’e ait olan kanunlar ise iki farklı dilde yaz ılı olarak Asurbanipal’ ın meşhur kütüphanesinde bulunmuştur. Hammurabi, Sümerler’in önceden beri uygulanmakta olan idari temellerini, yaz ılı bulunan kanunlar ını, Sümer krallar ının bu hususlara dair çıkarmış oldukları fermanları toplayarak, zamanındaki durum ve ihtiyaçlar ı, Amurrular’ın fikir ve eğilimlerini de dikkate almak şartıyla kanun kitabını hazırlamıştır. Hammurabi bu kitaba ilâhi bir değer vermeyi ihmal etmemiş, onu tanrı Şamaş’a atfetmiştir.
Sümer kanunları, toplumsal seviyeleri, gelenekleri, eğilimleri ile hak ve hukuku bir olan tek bir unsura mahsustu. Aslında Hammurabi devrinde, Sinear çeşitli unsurlara mensup ve farklı seviyede bulunan kavimlerden oluşmaktadır. Buna rağmen, Hammurabi bu unsurlar için hiçbir ayrıcalık tanımamıştır. Daha doğrusu bunları ayırt ederek her biri için ayrı uygulamalar tespit etmek gücünü gösterememiştir. Bütün bu çeşitli grupları homojen bir toplumsal yapıya isim ve hepsi için tek bir kanun yapmıştır.
Gerçi, bu yoldaki harekette, medeniyetten biraz uzak kalmış Amurru kalabalığını,kültürlü Sümerler seviyesine yükseltmek, siyaseten ileri, kültürü yüksek olan Samîleri, Sami çoğunluk içinde eritmek amaçlanmıştır. Fakat, bazı şeylerden arındırılmış ve ihtiyaçlara daha uygun olması gereken Hammurabi kanunlar ında bedevî Amurrular’ın gelenek ve eğilimlerine ait derin izler bulunması, böyle bir amaç takip edilmiş olması ihtimalini çürütmektedir. Sümer kanunlarına oranla Hammurabi mecellesinin cezalara ait hükümlerinde görülen şiddette Amurru kanunlarının kuvvetli tesirlerini seçmemek mümkün değildir.
Amurru gelenek ve görüşleri yalnız kanunlarda değil, I. Babil Devleti’nin kurulmasında da çok etkili olmuştur. Hammurabi’nin kendisine bazen mabut Sin’in, bazen de Amurrular’ın takdis ettiği Dagarfın oğlu dediğini, güneş mabudu Şamaş gibi (Karabaşlar) yani Samîler üzerine yükselmiş o lması ile gururlandığını görüyoruz.
Hammurabi kanunları, siyah diyorit taşından yapılmış bir stel üzerinde yazılı o larak,Sus şehri kazılarında ele geçirilmiştir. Bu stelin Sus şehri kazılarında bulunması, Elam kralı Şutruk Nahhunte’nin MÖ. 12.yüzyılda Babil’i işgal ettiği zaman, söz konusu taş abideyi,ganimet olarak Sus’a götürmüş o labileceği şeklinde açıklanmaktadır. Fakat son zamanlarda,Hammurabi’nin hâkim olduğu bütün büyük şehirlerde bu kanunların yazılı o lduğu birer stel diktirildiği şeklinde yeni bir yorum yapılmıştır.
Hammurabi kanunları, bir prologu (önsöz) izleyen 282 kanun maddesi ile bir epilog bölümünden oluşur ve bu bakımdan eski Sümer kanun yazıcılığına uygun bir şekilde kaleme alınmıştır. Louvre Müzesi’ndeki çivi yazılı tabletler koleksiyonu arasında, Hammurabi kanunlarının prologu bir tablette yazılı o larak bulunduğundan, bu durum, kanunların uzun ve zor çalışmaların ürünü olduğunu göstermektedir.


Hammurabi, kanunlarının önsözünde, kendisinin Tanrı Anu ve Enlil tarafından insanları mutluluğa kavuşturmak için seçildiğini şu şekilde ifade etmektedir:
“Hammurabi’yi, tanrılara köle olmakla şereflenen prensi, memlekette adaleti hâkim kılmak,huzursuzluğu ve kötülükleri kaldırmak, acizleri zorbalardan korumak için tanrılar seçtiler”.
Akkadça olarak yazılan Hammurabi kanunlarının prolog ve epilog bölümleri, Eski Babil edebiyat ının en mükemmel nesir örneklerinden birini teşkil eder. Hatta bazılar ına göre,“Eserin edebi kıymeti yanında hukukî değeri gölgede kalmaktadır”.
Hammurabi, kanunlarının önsözünde ünvanlarını sayarken, “Yaratılışı tayin eden Ulu Tanrı Enlil, Ea’nın oğlu Marduk için, tanrı korkusu olan ben Hammurabi’yi, memlekette adaleti tecelli ettirmem için, insanların üzerinde güneş gibi tecelli etmem için, insanların bedenini rahat ettirmem için, Anu ve Enlil adımı andılar. Enlil’in çağırdığı Hammurabi’yim ben” demektedir. Bu ifade tahlil edilirse, ilk defa bir “insan” ve onun refahı, huzuru için çalışan, onu koruyan bir “çoban kral” kavramı görülür. Ünvanlarında bile bu düşünce hakimdir: “Uruk halkına bol su temin eden” O’dur. “Mari ve Tuttul halkını gözeten” O’dur. “Malku halkını sıkıntıdan koruyan” da O’dur. Böylece halk ile burjuvazi sınıfı ilk defa bu kral zamanında karşımıza çıkmaktadır. Yani Hammurabi, eskiden mevcut olan kanunlar ı sistemleştirirken, birey ve toplum hukukunu ayırmak suretiyle yeni bir ıslahat gerçekleştirmiştir.
Bu yüzden Hammurabi, sadece bir kanun koyucu değil, aynı zamanda büyük bir reformcudur.
Diğer taraftan Hammurabi, kanunlarında ilk defa borçlar hukukunu ele almak şartıyla halkı,burjuvaziye karşı korumuştur. Kanunlarında mimarın, hekimlerin ve işçinin gündeliklerini ve ücretlerini tespit etmesinin gerekçesi, yine halk ın korunması fikrinden kaynaklanır. Borçlular, alacaklılara karşı korunur. Borcunu veremeyen köylünün malını ve hürriyetini müsadere etmek hakkı, zengin tüccar ın elinden alınır. Köylüye faizsiz olarak borcunu gelecek yılda ödeme hakkını tanır.
Bununla beraber Hammurabi kanunlar ı, Sümer kanunlar ı ile karşılaştırıldığında, bazı maddelerin eski Sümer kanunlarından alındığı veya hiç olmazsa eski Sümer Kanunlarının göz önünde tutulduğu görülür.
Hammurabi kanunlar ı ile ilgili bahsi bitirmeden evvel, bu kanunlarda yer alan ceza hukuku hakkında da biraz bilgi vermenin yararlı o lacağını düşünüyoruz.
Hammurabi, Martu (Ammurru) bedevilerinin, medenî şehirlerde yerleşmiş geleneklere uyabilmeleri için, yeni kanunlar çıkarmak ihtiyacını duymuştu. Bu amaçla, Mezopotamya’da
mevcut eski kanunların hepsi gözden geçirilmiş ve neticede yeni bir sistem uygulanarak bir codex (mecelle) meydana getirilmiştir.
Martu bedevilerini eski alışkanlıklarından vazgeçirmek ve şehir hayatına alıştırmak amacıyla, Hammurabi kanunlarında cezalar son derece ağır ve şiddetlidir. Örneğin mabetten bir şey çalmanın cezası ölümdür (madde 6). Hırsız yakalanırsa, çaldığı mallar fazlası ile ödetilir, vermezse ölecektir. Çalınmış mala yataklık eden veya onu sat ın alan kimse de öldürülecektir. Çocuk çalmanın (madde 14), yalancı şahitlik yapmanın (madde 3), iftira etmenin (madde 1) cezası ölümdür. Bunların yanında, Hammurabi kanunlarında suçlunun bileğini kesmek (madde 253), hayvanla sürüklemek (madde 256), suya atmak (madde 143) gibi, ağır öldürme şekilleri görülür. Bütün Sami kavim geleneklerinde görülen “talion” yani “kısasa kısas” prensibi, Hammurabi kanunlarının da esasını teşkil eder.
Madde 200′de : “Eğer bir adam, kendi sınıfından bir adamın dişini kırarsa, onun da dişini kıracaklardır”. Madde 196′da ise: “Eğer bir adam, hür bir adamın gözünü kör ederse,onun da gözü çıkarılır” denilmektedir.
“Başarısız bir hekim, hastasının gözünü kör ederse, hekimin elleri kesilecektir” (Madde 218)
Bu maddelerde de görüleceği gibi, bütün kanun paragrafları “eğer” kelimesi ile başlıyordu. İlk defa Sümer kanunlarında görülen bu sistem, muayyen suçlar için düzenlenmiş kalıplardan ibarettir.

Hammurabi kanunlarının ilkel noktalarından biri, bizim anladığımız manâdaki hukuk kavramı ile belediye nizamnamelerinin birbirine kar ıştırılmış olmasıdır. Eskiçağlarda kanun koyucular, toplumun bir tür çıbanlar ı o lan tefeciler, dolandırıcılar ve vicdansız kişilerle ancak kanun yoluyla savaşmaya çalışmışlardır. Bunun için, Eski Do ğu kanunlar ında fiyat tarifeleri,narhlar görülür. Serbest meslek dediğimiz hekim, mimar vb. kişilerin ücretleri tespit edilir,kiralar dondurulurdu (madde 196,273). Aynı gerekçe ile askerlikle ilgili hükümler de Hammurabi kanunlarında yer almıştır. Çünkü, Hammurabi’nin devleti, gücünü ordudan almakta idi.
Fakat, Hammurabi kanunlarında en göze batan şey, fertlerin kanun karşısında eşit olmamalarıdır. Bu da toplumdaki insanlar ın bir tak ım sosyal sınıflara ayrılmasının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir.
Hammurabi’nin bizzat kendi tarafından dikte ettirilmiş olan birtakım mektupları da bulunmuştur. Bu mektuplar, Babil hükümdarının fikirlerini, projelerini, o devrin idarî, içtima ve hukukî vaziyetini belirlemek kanun mecellesi kadar ehemmiyetlidir.
Örneğin, Hammurabi’nin valilerinden birine yazmış o lduğu bu mektuplar, temeli Sümer’ler tarafından kurulmuş o lan devlet teşkilâtının mahiyetini, halkın hükümete,hükümetin halka karşı vazife ve sorumluluklarını, hükümdar ve memurlarının genel hizmetlerin gerçekleşmesi yolunda ne gibi şeylerle meşgul olduklarını göstermek itibariyle tarihî büyük bir kıymete haizdir.
Örneğin, Hammurabi eski yerel yöneticileri şehirlerin başlarından alarak, yerine kendisine bağlı valiler atayıp, Babil’in merkez ve taşradaki yönetim birimlerinin sağlıklı bir biçimde işleyebilmesini sağlayacak bürokratik kadrolar oluşturdu. Devletin başında kral olarak kendisi yönetimi tek elden yürüttü.
Tarihte kanunlarıyla ünlü olan Hammurabi’nin bu yasalar ı bölgesel devletten imparatorluğa geçiş sürecinde, bölgelere göre değişmeyen örnek bir hukuk ve yönetim anlayışı kurmak için yaptırdığı tahmin edilmektedir.
Hammurabi’nin bu yasalar derlemesini MÖ. 1750′li yıllarda oluşturduğu ileri sürülür. Bu derleme, giriş, temel yasalar ve sonuç olarak üç bölümden oluşur. Giriş bölümünde ülke yarar ına yaptığı iş leri sıralayarak övünen Hammurabi, adaletli bir kral olduğundan, büyük kanallar ve binalar yaptırdığı için halkın kendisine olan güvencim artırdığından söz eder.
Kralın yargıçları da, ellerinde Hammurabi yasalar ıyla, ülkeye yayılmışlardır. Ayrıca bu yasa derlemesinden ve Hammurabi’nin valilere sık sık yazdığı mektuplardan anlıyoruz ki,tüm ülkede malların pazarlardaki sat ış fiyatları da belirleniyordu. Merkezi iktidarlar ın tüm ülkeyi denetlemesini sağlayan araçlar olarak, bürokrasi, hukuk ve sabit pazar fiyatları geliştirilmişti.

Fakat gerek bu mektuplarda ve gerek kanun mecellesinde görülen esasların Amurru Samîleri’nin içlerinden doğmuş prensipler oldukları, I. Babil Sülâlesi devrinde orijinal yeni fikirler görülememesi, sanat hususunda da ilerleme değil, aksine bir gerileme gözlenmiştir.
Bu devirde dini sahada bile hiçbir orjinalite, hiçbir yaratıcılık görülememektedir.
Hammurabi’den sonra iç isyanlar ve d ışardan gelen Kassit saldırıları yüzünden Babil,fazla uzun ömürlü olmamıştır. I. Babil Devleti, Hitit Kralı I. Murşili tarafından MÖ. 1550′de ortadan kaldırılmış, kentin zenginlikleri ya ğmalanmış, halkı Dicle boylar ına sürülmüştür.
Fakat Hititler’in de bu ülkede uzun süre kalamayışlarından doğan boşluktan yararlanan Kaslar,Babil topraklar ına hâkim oldular. 160 Eski Babil Devleti’nin yerini Kaslar aldıysa da, bunlar da MÖ. 1100’lerde Asurlular tarafından yıkılmışlardır. Daha sonraki yüzyıllarda kurulan Yeni
Babil Devleti de, Yunan tarihçisi Herodotos’tan öğrenildiğine göre, MÖ. 539 yılında Persler tarafından ortadan kaldırılmıştır.

Kaynak:Cemil Bülbül,Eski Çağ Tarihinde Sami Göçleri,Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Arama Kelimeleri:

babilliler,eski babil dönemi,babil tarihi,bobilli,Code de Hammurabi,code d\hammourabi,le code d\hammourabi

Etiketler:, , , ,

“Babilliler” için 3 Yorum Bulundu

  1. ayten şahin 04 Aralık 2011 saat: 18:27 #

    yazdığınız bilgilerin kaynağını lütfen yazın çünkü bilgilerin doğru olup olmadğnı bzde pek blmiyorz

  2. leyla 19 Aralık 2011 saat: 18:44 #

    aradıgım seyi bulamadıııııııııııııım yhaaaaa :(

  3. Seo Eğitimi 12 Eylül 2012 saat: 17:15 #

    Tşkrrler

Bir Cevap Yazın