Bingöl ve Tarihi

Tarihnotları Sosyal Ağlarda

Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat bölümünde yer alan Bingöl ili, doğuda Muş, kuzeyde Erzincan ve Erzurum, batıda Tunceli ve Elazığ, güneyde ise Diyarbakır ili ile çevrilidir. İl toprakları, Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek platoları ile batıdaki engebeli alan arasında kalan bir geçiş bölgesinde yer almaktadır. Güneydeki doğu-batı doğrultulu Murat Irmağı vadisi ve vadi boyunca uzanan küçük düzlükler dışında, il hemen hemen bütünüyle dağlıktır. Kuzey ve orta kesimlerini Erzurum ili sınırları içindeki Palandöken Dağlarının ve Erzurum-Muş-Bingöl sınırlarının birleştiği yeri belirleyen Bingöl Dağlarının uzantıları engebelendirir. Yükseklikleri 2000 m. nin üzerinde olan, yer yer 3000 m. ye yaklaşan bu dağların başlıcaları; Karagöl, Şeytan, Karaboğa ve Şerafettin Dağlarıdır. İlin güney ve güneydoğusunu Muş Güneyi Dağları, güneybatısını da Akdağlar engebelendirir.
Bingöl’ün en önemli akarsuyu, Fırat’ın başlıca kollarından biri olan Murat Irmağı’dır. Genişliği zaman zaman 70 m.yi bulan Murat Irmağı, ilin güney kesiminde doğu-batı doğrultusunda akar. Göynük Suyu, Yiğitler Deresi, Kılıçdere ve Ardıçlıdere ırmağın başlıca kollarındandır. İlin kuzey kesiminde önce doğu-batı yönünde akan, sonra güneybatıya yönelen Peri Suyu da Bingöl’ün önemli su kaynaklarındandır. Ayrıca İl sınırları içerisinde çok sayıda büyüklü, küçüklü göl bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Bahri Gölü’dür.

Ovalar, il alanı içerisinde çok az bir yer tutmaktadır. Bunlardan en büyüğü Bingöl kentinin güneydoğusunda 80 km2 kadar bir alan kaplayan Bingöl Ovası’dır. Murat Irmağı’nın güney yakasında geniş bir vadiyle Bingöl Ovası’na bağlanan Genç Ovası ile Karlıova ve Göynük Suyu çevresindeki Göynük ovası da diğer bellibaşlı düzlüklerdir. Bingöl’ün belli başlı yaylalar ise; Bingöl Yaylası, Şerafettin Yaylaları, Genç’te Çötele (Çotla) Yaylası, Karlıova’da Hırhal ve Çavreş Yaylası, Kiğı’da Kiğı Yaylası ve Dağın Düzü Yaylaları, Adaklı’da Karer Yaylası’dır. İlin yüzölçümü 8.125 km2 olup, toplam nüfusu 251.552′dir.

İlin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Hayvancılıkta ağırlık canlı hayvan yetiştiriciliğidir. En çok koyun, kıl keçisi ve sığır yetiştirilir. Arıcılık ve bal üretimi de yapılmaktadır. Bingöl’ün en önemli ticari ürünü cevizdir. Bunun yanı sıra elma ve armut da yetiştirilmektedir.Ormancılık ve madencilik de yapılmaktadır. Hayvancılık nedeniyle yün işi ve dokumacılığıda ekonomisinde büyük yer tutmaktadır. Bingöl halı ve kilimleri çok ünlüdür. Ayrıca yünden giyecek, çuval, battaniye, heybe, koşum takımları ve at süsleri de yapılmaktadır. Bingöl’de ağaç işçiliği de gelişmiştir. Tahta kaşık, yağ ve bal tekneleri, çey,z sandıkları üretilmektedir.

Bingöl’de pek çok küçük göl vardır. Bunlar dağlık alanların yüksek yerlerinde meydana gelen buzul gölleridir. Bingöl’ün adı da yaylalarda “göze” denilen bu göllerden gelir. Dağlara , binlerce göl olduğu için Bingöl Dağları adı verilmiş, zamanla bu isim Bingö’e dönüşmüş, şehrin adı da Bingöl olmuştur.
İlçeleri,Genç,Karlıova,Kığı,Solhan,Yayladere ve Yedisu’dur.

TARİHİ
Bingöl’ü de içine alan bu bölge, MÖ.1300′lerden başlayarak çeşitli uygarlıkların, kavimlerin göçlerine ve burada yerleşmelerine sahne olmuştur. Yöre tarih boyunca sırası ile Hitit, Urartu, per, Makedonya, Seleukos, Roma, sasani ve Bizans egemenlikleri altına girmiştir. Hititler , MÖ 2000 yıllarında Fırat kenarında Urfa Mardin dolaylarında “Vasukani” şehrini kurmuşlardır. Bu tarihlerde Bingöl ve çevresi Hurrilerin egemenliği altındaydı. Hititlerin yeni krallık döneminde Kral olan “Şuppililuma”nın “Hurri” prensini damat edinmesi üzerine MÖ 1360 yılında , Harput , Bingöl ve Muş, Hitit egemenliği altına girmiştir. Roma İmparatorluğu’nda iç kavgaların başlamasından faydalanan Partlar , Küçük Asya’nın doğusunda yitirdikleri etkinliği yeniden kazanmaya başladılar. Bunun üzerine doğuya sefer yapan İmparator Tiberius burayı bir prens yönetiminde Roma İmparatorluğu’na bağlamıştır (MÖ 20). Yöre , MS:VII.yüzyıla, Arap akınlarına kadar, Bizanslıların koruduğu Ermeni Prensleri’nce yönetilmiştir. Malazgirt Savaşı (1071) sonrasında Selçuklu yönetimine giren Bingöl, İl sınırları içerisinde en yeni yerleşim biri ve küçük bir köy durumunda idi. 1080-1121 Yıllarında bölge Artukoğullarının eline geçmiştir. Akkoyunlu Uzun Hasan Trabzon Rum İmparatoru’nun Kızı Despina ile evlenince Genç İlçesi’nin yakınlarında ona bir saray yaptırdı. 1474 Otlukbeli Savaşında Uzun Hasan , Fatih Sultan Mehmet’e yenilince Bölge Osmanlı hakimiyetine girdi. Fatih’in ölümünden kısa bir süre sonra Şah İsmail Bölgeyi ele geçirdi. Ancak 1514 Çaldıran Savaşında Yavuz Sultan Selim’e yenilince Bölge yine Osmanlılar’ın eline geçti. 1515′te tamamen Osmanlı topraklarına katıldı.
Eski adı Çapakçur olan yerleşim 1848′de Diyarbekir sancağına bağlandı. 1880′de Bitlis’in vilayet olması üzerine bu vilayetin Genç sancağına bağlı bir kaza oldu. 1924′te Genç’in il merkezi yapılmasıyla, Çapakçur buraya bağlı bir ilçe durumuna getirildi. 1925′te geniş bir bölgeyi içerisine alan Şeyh Said Ayaklanması’nın önemli merkezleri Çapakçur, Kiğı, Genç ve Solhan’dı. Çapakçur, 1927-1929 yılları arasında Genç’in ilçe yapılıp Elazığ’a bağlanmasıyla Elazığ’a, 1919′da da yeni oluşturulan Muş vilayetine bağlanmıştır. 1936′da Bingöl adı ile il merkezi yapılmıştır.
Bingöl’de bulunan eserlerin çoğu Urartılara aittir.Günümüze çok harap durumda gelebilmiş olan eserlerden en önemlisi, Bingöl’e 20 km. uzaklıktaki, Murat Vadisinde yer alan ve Urartuların yöreyi denetlemek amacıyla yaptıkları üç kaleden biri olan Seritarius Kalesidir. Perslerden kaldığı sanılan Genç İlçesi’ndeki Kral Kızı Kalesi (Dara-Hini) ile Bizans Dönemine ait olduğu sanılan Kiğı İlçesindeki Kiğı Kalesi’nden günümüze sadece duvarlarından bir parça ulaşabilmiştir. 1400′lerin başında yapılan Kiğı Camisi de ildeki en önemli Türk-İslam eserlerinden biridir. Ayrıca Genç İlçe merkezine 3 km.uzaklıktaki tepenin yamaçlarında iki kümbet kalıntısı bulunmaktadır.

Bingöl, iklim ve coğrafi şartlar bakımından iskâna pek müsait olmadığından tarihin hiçbir döneminde büyük bir merkez olamamış şehrin, Erzurum, Erzincan, Amid, Harput ve Dersim gibi tarihi çok eski zamanlara dayanan yerleşim birimlerinin arasında yer alması ilin tarihsel, kültürel ve ekonomik manada gelişimini olumsuz yönde etkilemiştir. bütün bu olumsuzluklara rağmen şehrin siyasi, sosyal, ekonomik, demografik ve sosyolojik bakımdan önemli bir tarihsel birikime ve zenginliğe sahip olduğunu söylemek mümkündür. Bu tarihsel birikimin en mühim kanıtı Osmanlı ve Cumhuriyet Arşivleri ile yöreyi ziyaret etmiş seyyahların tuttukları kayıtlardır. Bingöl ve çevresi, öncelikle yabancı seyyahlar tarafından ilim dünyasına tanıtılmıştır. K.Koch, M.Wagner, P. De Tschihatcheff, T. Kotschy, W.Strecker, G.Radde, H.Abich, E.Neumann, H.F.B.Lynch ve F. Oswald bunların başında gelmektedir.

Bingöl yöresinde Çapakçur, Kiğı ve Ginc (Kale) tarihi çok eskilere dayanan yerleşim birimleridir. 1945’te Bingöl dağlarından esinlenerek buraya Bingöl adı verilmiştir. Ancak tarihi kaynaklarda, ‘Bingöl Yaylağı’ndan da sıkça bahsedilir. Kaynaklarda, Bingöl dağları ve yaylaları ile bugünkü Bingöl farklı yerler için de kullanılmıştır.

İlk ve orta çağ tarihi boyunca Bingöl, sırasıyla Komogane Krallığı, Mittaniler, Hititler, Hurriler, Urartular, Sakalar, Medler, Persler, Selevkoslar, Romalılar ve Bizanslılar’ın egemenliği altında kalmış ve 639 yılında İslam orduları başkomutanı İyaz b. Ganem tarafından fethedilerek Müslümanların hâkimiyetine dâhil edilmiştir. İslami dönemde Bingöl ve çevresi Eyyubi, Artuklu ve Selçuklu hâkimiyetinde kalmış sonraki dönemlerde ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu egemenliğine girmiştir. Akkoyunluların iki önemli merkezinden biri Kiğı’dır. Ayrıca Akkoyunlu döneminde Ebubekir Tihrani tarafından kaleme alınmış olan Kitab-ı Diyarbekiriye adlı eserde müteaddit defalar Bingöl Yaylağı’ndan bahsedilir. 1515’te ise bölgedeki Kürt beylerinin Osmanlı’ya iltihak etmesiyle Çapakçur ve çevresi de Osmanlı’ya katılmıştır. Osmanlı hâkimiyetinde Genc, Çapakçur ve Kiğı önemli sancak/kazalar arasında yer almaktaydı. Bugünkü Solhan ilçe sınırları içerisinde kurulmuş olan Genc sancağı bir süre ‘’yurtluk-ocaklık’’ olarak idare edildikten sonra III. Murat döneminden itibaren yarı otonom bir şekilde idare edilmiştir. Tanzimat’la başlayan merkezileşmeyle birlikte tüm ‘’Ekrad Sancakları’’ gibi Genç sancağı da ayrıcalıklı konumunu kaybetmiş ve merkezden idare edilmeye başlanmıştır. Böylece merkezden bölgeye ‘Mutasarrıf’ atanarak idare edilmiştir.

Bingöl, tarih boyunca farklı isimler almıştır. İlk çağ kaynaklarında bölge, Ming-köl adıyla geçerken, ortaçağ kaynaklarında Çapakçur, İslam kaynaklarında Cebel-i Cur, Ermeni kaynaklarında Sirmanç ve halk arasında Çolik veya Çevlik şeklinde isimlendirilmiştir. 1945 yılında Bingöl dağlarından esinlenilerek şehre Bingöl adı verilmiştir.

Tarih boyunca Bingöl ve çevresinde etnik ve dinsel bakımdan farklı gruplar yaşamış ve bu topluluklar bir hoşgörü ortamı oluşturmuşlardır. Kaynaklar, Osmanlı dönemindeki mezkûr sancak ve kazalar ile bu merkezlere bağlı yerleşim birimlerinde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların meskûn olduklarını ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra yörede dini guruplar olarak Müslüman, Hıristiyan, Yezidi ve Kıptilerin yaşadığı tarihi kayıtlarca sabittir. Ancak zikredilen guruplar içinde yörede Müslümanların çoğunlukta olduğu görülmektedir.

Bingöl deprem bölgesi olduğu için buradaki tarihi eserlerin zaman içerisinde yok olduklarını söyleyebiliriz. Örneğin, Urartu uzmanı Veli Sevin’in yaptığı araştırmalara göre dünyanın en eski karayolu Bingöl’den geçmektedir. MÖ IX ve VII. yüzyıllar arasında, Anadolu’da organize bir yönetim sistemi kuran Urartuların günümüzden yaklaşık 2 bin 800 yıl önce yaptığı Urartu yolu, Bingöl-Elazığ karayolunda 20 kilometre boyunca Karakoçan’a doğru devam etmekteydi. Dünyanın en eski yollarından biri olan bu yol, bugün varlığını devam ettiren ender yollarından biri olarak kabul edilmektedir. Urartu karayollarının en etkileyici kalıntıları Bingöl dağları üzerindeydi ve Van’dan Palu, Harput ve Malatya’ya doğru uzanıyordu. Bunun yanı sıra, Solhan’da Kale Camii, Mezgeft Camii, yine Solhan’da Saint Charles Manastırı, Kiğı’da Akkoyunlular’dan kalan Balaban Camii ve Selçuklulardan kalan tarihi mezarlık, Ermeni ve Rum kiliseleri kalıntıları ve son olarak Aşağıçarşı’da Suveydi Beylerinden kalan İsfahan Bey Camii tarihi kalıntıların ilk akla gelenleridir.

Bingöl’de, tarihi şahsiyetlerin sayısı pek fazla olmamakla beraber şu isimler dikkat çekicidir. Ortaçağ tarihçilerinden İbn-i Ebi Tayy (ö: 1232)’ın kaydına göre; Eyyubiler Devleti’nin kurucusu Selahaddin’in babası Necmuddin Eyyub, Çapakçur’da dünyaya gelmişti. İbn-i Tayy’ın verdiği bu bilgiyi doğru kabul edersek Eyyubilerin menşei Bingöl’e dayanmaktadır. Diğer bir örnek olarak Erzurum Kongresi’nin toplanmasında ve Türkiye’de demokrasi kültürünün yerleşmesinde azımsanmayacak ölçüde katkısı olan Kiğı’nın Kümbet Köyü’nden Hüseyin Avni Ulaş gösterilebilir. Yine, Erzurum Kongresi’ne katılan delegelerden dördü Kiğılıdır. Bu delegeler, Hüseyin Avni Ulaş, Süleyman Necati Güneri, Mirüveyzade Sabri Yazıcı Efendi ve Yazıcızade Mehmed Said Bey’dir. Süleyman Necati Erzurum’da yayın yapan Albayrak Gazetesi’nin sahibi ve kurucusudur. Mirüveyzade Sabri I. Dünya savaşına katılmış ve bir gözünü kaybetmiştir. Erzurum Kongresi’ne Kiğı delegesi olarak katıldıktan sonra Milli Mücadelede de önemli görevler üstlenmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nda siyasi faaliyette bulunmuştur.

Bingöl, iklimi, bitki örtüsü, zengin su kaynakları ve toprak yapısı bakımından tarım, hayvancılık ve arıcılığa oldukça müsait olup, orman varlığı ve yeraltı kaynakları bakımından oldukça zengindir. 1550 tarihli mufassal tahrir defterinde, Çapakçur ve çevresinde buğday, darı, arpa ile sebze ve meyve tarımının yanında çeltik (pirinç) üretiminin de yapıldığı kaydedilmiştir. Yine aynı deftere göre değirmencilik de yaygın olup değirmen işletmesi karşılığında Resm-i âsiyâb adıyla ahaliden vergi alınmaktaydı.
Akkoyunlular döneminde kaleme alınmış olan eserde sık sık  ‘Bingöl Yaylağı’ndan’ bahsedilmektedir. Yine Osmanlı döneminde Çapakçur’u ziyaret eden Evliya Çelebi, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde bulunan yaylaları ismen sayar ve bu yaylalar arasında en güzel, en seçme, en meşhur ve en beğenilen yaylanın Bingöl yaylası olduğunu söyler. Bitlis Vilayet Salnamelerinde de Genc Sancağı’nda yaylacılık faaliyetlerinin yaygın olduğu belirtilmiş ve yöredeki yaylalar ismen zikredilmiştir.
Osmanlı kayıtlarına baktığımızda yörede envai çeşit sebze ve meyvenin yetiştirildiği görülmektedir. Mesela kayıtlarda yörede pamuk, zeytin, bamya ve keten gibi sebzelerin yanı sıra ceviz, fındık, nar, kestane, vişne, kiraz, şeftali, üzüm, zerdali, erik, elma, armut, alıç, iyi cins dut ve sair meyve üretimi yapılmaktaydı.

GENÇ

Genç ilçesi dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahip olup, belli başlı dağları doğuda Akçakara, batıda Akdağlar, güneyde ise Koz dağlarıdır. Bu dağların büyük bir kısmı ormanlarla kaplı olup, orman örtüsü bakımından Bingöl’ün en zengin ilçelerinden biridir. Doğu Anadolu’nun kırık fay kuşağı üzerinde yer alan Genç ilçesinde bugüne kadar irili ufaklı birçok deprem olmuştur.

İlçe, Doğu-Batı istikametinde Murat Nehri, Kuzey-Güney istikametinde ise Hamek Deresi ve Vahkin Çayı ile üç büyük parçaya ayrılmıştır. İlçede karasal iklim hakim olup, yazları sıcak ve kurak; kışları soğuk, sert geçer. İlkbahar ve Sonbahar’da bol yağış alan ilçenin, en soğuk ayları Ocak ve Şubat(-24), en sıcak ayları ise Temmuz ve Ağustos (41,5) tur.
Türkiye İstatistik Kurumunun 2009 yılı verilerine göre Genç İlçesinin nüfus toplam olarak 35.969’ dur. Bu oranın 18.691’ lik kısmı merkez ilçede geriye kalan 17.278’ lik kısmı da köy ve beldelerde yaşamaktadırlar.

İlçemizin eski adı Darahini olup, Ağaçlı Çeşme anlamına gelmektedir. Söylentiye göre ilçemizde bulunan çeşmeye Dara adındaki zamanın kadın hükümdarının adı verilmiştir. Dara adı, çeşme anlamına gelen Hini kelimesiyle birleştirilerek Darahini adını almış ve günümüze kadar gelmiştir.
İlçe Murat Nehri vadisinde 1712 km²’lik alan üzerinde kurulmuş olup,kuzeyinde Bingöl merkez, doğusunda Solhan ilçesi, güneyinde Diyarbakır iline bağlı Kulp-Lice-Hani ilçeleri, batısında ise Elazığ iline bağlı Arıcak- Palu ilçeleriyle çevrelenmiştir. İlçenin toplam sınır uzunluğu 194 km, deniz seviyesinden yüksekliği ise 1125 m. dir.
İlçe ekonomisi büyük oranda tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçenin tarıma elverişli topraklarının büyük bölümünde sulu(% 77), çok küçük bir bölümünde ise kuru tarım(% 23) yapılmaktadır. Tarımsal faaliyet ağırlıklı olarak buğday, sebzecilik ve az miktarda da meyveciliğe dayanmaktadır.

İlçenin toplam arazi varlığı şöyle oluşmaktadır;

Orman : 460.470 da
Çayır-Mer’a : 57.610 da
Diğer Arazi :1.202.104 da
Tarım Arazisi : 43.666 da
İlçede hayvancılık dağ köylerinde keçicilik, ova köylerinde koyunculuk ve süt inekçiliği olarak yürütülmektedir.

1473 yılında yapılan Otlukbeli savaşından sonra Osmanlı idaresine giren Genç ilçesi, komşu Vilayet, Sancak ve Eyaletlere bağlı kalmıştır. 1881 yılında Bitlis Vilayetine bağlanmış, 1924-1927 tarihleri arasında il merkezi olmuş, 1927-1936 tarihleri arasında Elazığ iline bağlı ilçe haline getirilmiş, 1936 yılında Bingöl il olunca Bingöl’e bağlanmıştır.

KARLIOVA


İlçemiz Bingöl iline bağlı bir ilçedir. İlçemizin 1 belediyesi, 47 köyü mevcuttur. Mahalle muhtarlığı sayısı ise 4′tür. Köy altı yerleşim birimi sayısı (mezra) 26′dır.
Karlıova ilçesi, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nde, Bingöl ilinin kuzeydoğusunda, Bingöl ve Şeytan Dağları’nın arasındaki ovada kurulmuştur. Güneyinde Şerafettin Ve Karaboğa Dağları, kuzeyinde Erzurum-Çat, kuzeydoğusunda Erzurum-Tekman, güneyinde Bingöl-Solhan, güneydoğusunda Muş-Varto, batısında Bingöl-Kığı ilçeleri ile güneybatısında Bingöl il merkezi ile çevrilmiştir. Karlıova ilçesi 41 derece 02 dakika doğu boylamı ile 39 derece 21 dakika kuzey enleminin kesiştiği noktada yer alır. Karlıova 1392 km yüzölçümüne sahip olup Bingöl ilinin % 16,6’sını kapsar. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1940 metredir. Dağlar ve engebeli araziler büyük bir alan kaplamaktadır. Düzlük alanlar ancak %7,5 civarındadır.

Dağları:

İlçe topraklarının %83’ü dağlarla kaplıdır. Bu dağların yüksekliği şöyledir:

Bingöl Dağı: 3250 m

Şerafettin Dağı:2544 m

Şeytan Dağı: 2906 m

Çavreşi Dağı: 2793 m

Bu dağların dışında Kartal ve Hırhal gibi dağlar da bulunmaktadır.

Ovaları:

Şerafettin dağı ile Çavreşi Dağı’nın birbirinden uzaklaşarak genişlediği alanda Karlıova Ovası meydana gelmiştir. Göynük Suyu ve Peri Suyu bu ovayı çeşitli yönlerde bölmüştür. Ayrıca ilçe topraklarının büyük bir kısmı yayla ve platolarla kaplıdır. Bu yaylaların en önemlileri şunlardır:

Çavreşi yaylası, Kandil yaylası, Hırhal yaylası, Tavla yaylası(Bingöl Dağı), Mirgemir yaylası (Şerafettin Dağı)

Akarsuları:

Peri suyu Bingöl dağlarından doğan en büyük su olup, Geçitli ve Kaynarpınar köylerini takip ederek Kiğı sınırından Fırat’a dökülür. Göynük suyu, Bingöl Dağları’ nın batı yamacındaki Kargapazar köyünden doğar. Çavreşi Dağları’ndan Kaynak Ve Derinçay derelerini de içine katarak Genç ilçesi yakınlarında Murat Nehri’ne karışır.

Gölleri:

İlçemizde birkaç göl bulunmaktadır. Bu göllerden en büyüğü ise Kargapazar Köyün yakınındaki Gölbahri Gölü’dür.

İKLİMİ

Karlıova ilçesi karasal iklim tipinin egemen olduğu bir bölgede yer almaktadır. Denizden yüksekliğinin fazla olması nedeniyle hava sıcaklığı çok düşüktür. İlçede kış mevsimi uzun, oldukça soğuk ve karlı geçmektedir. En yüksek sıcaklık temmuz-ağustos aylarında, en düşük sıcaklık ise ocak ve şubat aylarında görülmektedir. İlçede en soğuk ay ortalaması –35 derece; en sıcak ay ortalaması da 25 derecedir.

İlçede mevsimlere göre düzenli bir dağılım göstermeyen yağışlar, çoğunlukla kış ve ilkbahar aylarında görülür. Yaz ve sonbahar dönemlerinde ise iklim nispeten kuraktır. Esen rüzgarlar genellikle kuzey yönlü olduğundan iklimi daha da soğutmaktadır.

EKONOMİ

İlçe ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Hayvansal ürünler ilkel yöntemlerle değerlendirilmektedir. Mera hayvancılığı yaygın olup, besicilik çok az miktarda yapılmaktadır. İlçede, ekime müsait bol miktarda tarım alanı olmasına rağmen ağır kış şartları nedeniyle istenilen verim elde edilememektedir. Hayvanların beslenmesi için yaz aylarında çayırlar biçilerek kurtulan otlardan hayvan yemi olarak faydalanılmaktadır. İlçemizin en faal ticareti canlı hayvan alım satımı ve hayvansal ürünlerdir. İlkbahar ve yaz aylarında hayvansal ürünlerde süt, peynir, yün v.b almak için yurdun çeşitli yörelerinden gelen tüccarlarla ilçe ekonomisi canlanmaktadır. İlçe bünyesinde basit nitelikte imalathane ve atölyeler bulunmaktadır. Fakat ekonomik değere haiz imalat sanayi yoktur. Karlıova ilçemiz ve köylerimizdeki tarım arazilerinin toplamı 115.183.473 dekardır. İlçemizde ve köylerinde halen 72.608.473 dekarlık alanda tarım yapılabilmektedir.

Karlıova ilçesi Hitit ve Huri egemenliğinden sonra M.Ö. 402′de Bizanslılar’ in eline geçer. Hz. Ömer zamanında İslam devletlerinin topraklarına katılır. 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Selçuklu hâkimiyetini takiben Mengücekliler, İlhanlılar, Celayirliler, Akkoyunlular ile Safarilerin hâkimiyetine girer. 1514′te Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Zaferi ile Osmanlı topraklarına katılır. Cumhuriyet’ in ilanından sonra 1936 yılına kadar Muş iline bağlı Bingöl adını taşıyan bir ilçe merkezi iken; yine 1936′da il haline getirilen su anki Bingöl iline ilçe olarak bağlanmıştır. 1938′de yürürlüğe giren kanun ile ismi Karlıova olarak değiştirilir.

KIĞI

Coğrafi yönden ilginç bir konuma sahip olan İlçe Doğu Anadolu Bölgesi Yukarı Fırat bölümünde yer alan Bingöl ilinin Kuzey kesiminde yer almaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi’nin ortalarında yer alan ilçenin rakımı 1430 Metredir.Yüzölçümü 438 Km karedir. Bölge tamamıyla engebeli, büyük bölümü meşe ormanlarıyla kapalı bir arazi yapısına sahiptir. Karasal iklimin sürdüğü İlçenin tarıma elverişli arazisi azdır, en yüksek yeri Şeytan Dağları 2650 metredir. Kaynağını Erzurum’dan alan Peri Çayı Fırat’ın büyük kollarından biri olup, en önemli akarsuyudur. Bu akarsu üzerinde özlüce barajı inşaatı tamamlanmış olup, şuan Kiğı HES barajı inşaatı devam etmektedir. İlçenin İl merkezine uzaklığı sancak üzerinden 76 km ve Karakocan üzerinden İl merkezine olan uzaklığı ise 145 km dir.
Kiğı İlçesinin doğusunda Adaklı ilçesi kuzeyinde Yedisu ilçesi, batısında Tunceli ili ve Bingöl’ün Yayladere ilçesi, güneyinde ise Elazığ ve Bingöl illeri bulunur. Kiğı, Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Fırat Bölümü’nde olup , bu bölümün yeryüzü şekillerinin özelliklerini gösterir. Çok engebelidir. Dağ sıraları platolar ve tek tek volkanik dağlar çoktur. Dağ sıraları 3 zamanın kıvrımları sırasında meydana gelmiş bazı kıvrımlar yükselirken diğerleri alçalmış, bu hareketler esnasında şiddetli volkanizma meydana gelmiş ,volkanizmadan çıkan lavlar etrafa yayılarak yaylaları meydana getirmiştir . Genç kıvrımlı ve volkanik dağların çokluğundan dolayı 1. derecede deprem bölgesine girer. Bu sebepten her yıl deprem hareketleri görülür. Kiğı’nın doğusunda Şeytan Sıra Dağları ( 2650 m. ),kuzeyinde Kızılmescit Dağları, batısında Altın Hüseyin Dağları, güneybatısında Sülbüs Dağı, güney ve güney doğusunda Sancak Dağları ve yaylası bulunur. İç kısımlarda Kiğı’nın eteğinde kurulduğu Seyit Kasım ve Şenker Dağları ile tam karşısındaki Sivri Dağı diğer önemli dağlardır.Kiğı’nın en önemli akarsuyu Peri Suyu’dur.Bu su üzerinde halen çalışmaları devam eden Kiğı HES Barajı ile 2000 yılında elektrik üretimine başlayan Özlüce Barajı vardır.Peri Suyu, şeytan Dağları’nı yandan yararak güneye doğru akmaya başlar. Kiğı yakınlarına kadar devam eden bu gayet dar ve derin , haşin boğaza Kelhaç deresi veya Kelhaç boğazı denir. Bu boğazın yanlarında oturmaya , ziraat ve hayvancılık yapmaya elverişli yerler azdır Kelhaç Deresi’nden sonra Peri Suyu, genel olarak güney batı yönünü takip eder. Vadisi dar ve derindir. Peri Suyu, yer yer menderesler çizerek Keban Barajı’na kadar ulaşır.Tap düzünün güneybatısında bulunan Gökçeli çayı , gökçeli köyünden sonra , Hacı Halil köprüsü denilen yerde Peri Suyuna katılır.

Kiğı, kuzeybatısında Seydi Kasım Dağları ile doğusunda Şenker Dağları arasında, Peri Suyu’ na doğru inen Kerek Deresi Vadisi’nde kurulmuştur. İlçe, topludur.Şeytan Dağları, Kelhaç Vadisi’nin hemen üstünde bir duvar gibi yükselir. Geçit vermeleri çok zordur. Kışları uzun, bu nedenle Haziran ve Eylül aylarında karın yağdığı olur. Elma Dere boyunca uzanan bu dağların uzunluğu 30 km.’ den fazladır. Sıradağ üzerinde batıdan doğuya doğru şu yüksek tepeler bulunmaktadır: Boğazın hemen üstünde Topraklık Dağı (2250 m.), daha doğuya doğru yüksek olan Köşmür ( 2660 m. ), İlbeyi Dağı ( 2653 m. ) ve daha sonra asıl Şeytan dağı ( 2906 m. ) gelir. Bu sıradağın dikkat çekici bir yönü hiçbir tarafının 2000 m.’ den aşağı olmamasıdır.Şeytan dağlarının Elmalı dereye bakan yüzü, çok dik fakat yumuşak topraklıdır. Bu nedenle gür ormanlarla örtülüdür. Kiğı’ ya bakan tarafı çok geniş, biraz daha dikliğin! kaybetmiş, fakat derelerle çok yarılmıştır.Dağın bu yüzü çıplak ve kayalarla kaplıdır. Alt taraflarda meşe, yabani elma, ahlat vardır. Yabani Keçi ve geyik hala çoktur. Şeytan sıradağının üst tarafları geniş, bol ve yumuşak topraklı ve yağı bol olan otlarla doludur. Şeytan dağlarının üst tarafındaki bu düzlükler yazın yayla olarak kullanılır. Bu yaylalar yazın, hayvanlarla geçimini sağlayan göçebelerle dolar. Koyun sürüleri, insana, Kemalettin Kamu’nun , Bingöl Çobanlarına” adlı şiirini hatırlatır ve yaşam şiirde anlatılan yaşamla aynıdır. En geniş yaylalar, bol soğuk suları ile yazın buzları olan Beritanlıların at oynattıkları , Meydan Yaylası ile Seyit Kasım Dağı üzerindeki Seyit Kasım Yaylasi’dır. Şeytan dağları , oirbirinden farklı, iki iklim arasında bir duvar gibi uzanmaktadır. Kuzeyden güneye doğru farklı iki basınç altındadır. Bu nedenle sıradağın zirveleri çok fırtınalıdır. Kuzeyden sık sık esen ayaz yeli, Bingöl tarafından gelen acem yeli çok tehlikelidir. Bu çok şiddetli esen kuru rüzgarlar, güneyden, yani aşağılardan yukarıya doğru esen nemli rüzgarları oluşturur. Bu nedenle güneye bakan tarafları , yazın bol yağmur, kışın da çok kar alır. Yağışlar nedeniyle güney taraflarında iklim daha ılık geçer. Bundan dolayı da bu taraflar; meşe, elma, armut, kayısı, dut, ceviz bakımından zengindir.Şeytan dağları, çok engebeli olduğu için,yollar daha ziyade akarsu vadilerin! takip etmektedir. Kiğı.Yedisu, İlbeyi, Aysaklı yolları gibi. Kız Yaylası’nın batısında Nacaklı ve Sırmaçek yaylaları yer alır . Sırmaçek ile Sancak Tepesi arasında suları süt beyazı akan çeşme çok ilgi çekicidir. Kaynaktan çıktığı zaman beyazdır. Hoş ve tatlı bir içimi ile iştah açıcı bir özelliği vardır. Çanakçı köyü eski biryerleşim yeridir. Çeşmesi ünlüdür. Geniş ve büyük olan arazisinin çoğu sulu ve verimlidir . Tarım ve hayvancılikyapılır. Nacaklı Köyü , Hasbağlar’dan dereye kadar uzanır . Geçim kaynağı ceviz ve hayvancılıktır . Bu köy çok dağınıktır . Alagöz Mezrasi’nın alt tarafında birleşen üç dere Darköprü Deresi adım alarak dar bir yardan hızla akarak, Darköprü Köyü düzlüğünde Peri Suyu’na katılır . Darköprü Yaylası ( Gulafi ) , Karakoçan ile Kiğı arasında sınırdır. Yaylanın ortasında bulunan Keser Tepesi volkanik bir yükseltidir. Demirkanat Köyü, gür ormanlar içinde yer alır. Halkın geçim kaynağı ormancılık , balıkçılık , taş duvar ustalığıdır. Bu köy hizalarında Peri Suyu’nun karşı tarafında su vadisine yakın Baklalı , Kutluca , Yukarı Serinyer , Aşağı Serinyer köyleri vardır . Kutluca köyü , bu yörenin buğday tarımı merkezidir.

Yörenin yazları serin , kışları ise uzun ve serttir. Sağanak yağışlar sonbahar gelince düşmeye başlar , ama yeterli seviyede olmaz . En çok yağış Kasım ayı içerisinde olur . Bazen bu ayın ilk günlerinde kar yağdığı görülür. Erken gelen bu kar o yıl Kışın erken geleceğin! belirtir. Sonbaharın kurak geçtiği yıllar , Kiğı için kıtlık belirtisidir . Güzlükler ekilmez . Otlar bahar aylarında yeterince yeşeremez. Kış aylarında yağışlar başlar ve nadiren yağmur halinde olur. Kasım – nisan arası Kiğı’ da kıştır. Kış ilerledikçe kalın bir kar tabakası meydana gelir. Kışın Kuzeydoğudan esen rüzgarlar büyük kar fırtınalarına neden olur . Şubat ayından sonra kar , yerini sulu yağan kara ve sonrasında yağmura terk eder.

Kığı Tarihi

Mevcut bilgilere göre, İlçenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Sırasıyla Hititler, Urartular ve Persler bölgede yerleşmişlerdir. Bölge daha sonra Mekadonya, Roma, Sasani ve Bizanslıların egemenlikleri altına girmiştir. Halit Bin Velit tarafından ilk defa İslam topraklarına kazandırılan Kiğı 1071 tarihinden sonra Selçuklu Türklerinin eline geçmiştir.İlçenin adını Bizanslılar zamanında bölge komutanının Kiğan ismindeki kızından veya Kiğa ismindeki Komutandan aldığı söylenmektedir. Erzincan tarihinde Kiğı, dağlar memleketi anlamına geldiği ifade edilmektedir.Hayat ansiklopedisinin altıncı cildinde ise Kiğı kelimesini Kayağa’ dan aramak icap ettiği ve Key’ in Prens manasına geldiği ve Kiğı’nın da bir Türk prensi namına izafe edildiği belirtilmektedir.eçmişte Erzurum-Harput (Elazığ) kervan yolu üzerinde bulunduğundan oldukça gelişme göstermiş ve belgelere göre yüzlerce yıl Sancaklık statüsü içerisinde çeşitli yerlere bağlı olarak varlığını sürdürmüştür.İlçe 1071 tarihinden sonra Selçuklular, Akkoyunlular ve Sefevi hakimiyeti altında kalmış, 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran zaferi sırasında Osmanlı topraklarına katılmış, değerli hizmetlerinden dolayı Bıyıklı Mehmet Paşa ya mükafat olarak verilmiştir. 1663 yılından itibaren Diyarbakır’a bağlı bir sancak iken 1926 da ilçe statüsünde Erzincan’a, Bingöl’ün il olmasıyla da 1936 da Bingöl’e bağlanarak günümüze kadar gelmiştir. Birinci dünya savaşı yıllarındaki Rus işgali 20 kasım 1916’da Ordu-Halk birliğiyle sona erdirilmiş, halkın daha sonraları gösterdiği olumlu davranışları Büyük Önder Atatürk’ün takdirlerine mazhar olmuştur. 20 Kasım günü İlçenin kurtuluş bayramı olarak her yıl kutlanmaktadır.

SOLHAN

Solhan, İstanbul-İran transit yolu üzerinde olup Bingöl’e 60 km. uzaklıktadır. Doğusunda Muş, batısında Bingöl, kuzeyinde Karlıova ve Varto, güneyinde Diyarbakır ve Genç bulunmaktadır. İlçemiz Doğu Anadolu Bölgesi’nin yüksek yayları üzerinde bulunmaktadır. Deniz seviyesi yüksekliği 1395 m.dir. Topraklarının % 93′ünü engebeli alanlar ve meralar oluşturmaktadır. Güneydoğu Torosların devamı niteliğindeki dağlar ilçenin güney sınırlarından geçmekte olup sarp bir görünüm arz eder dağların yüksekliği 2000 m. yi geçer. Murat Irmağı vadisi küçük düzlükler ile ilçe merkezinin yerleştiği küçük ova dışında, hemen hemen her yerde tarıma müsait arazi bulunmaktadır. İlçe topraklarının bir bölümü lav örtüsüyle kaplıdır. Bu engebeli arazi üzerinde bulunan dağların en önemlileri Şerafettin Dağlarıdır. İlçenin kuzeyini tamamı ile kaplayan Şerafettin Dağlarının yüksek noktaları 2388.m yüksekliğindeki Esen Tepe ve 2675.m yükseklikteki Şahin Tepedir. Bu dağlar arasında geniş meralar yer almaktadır. Zengin bitki örtüsüyle kaplıdır.

Önemli akarsuları Murat nehridir. Önemli yaylaları Şerafettin, Ağmasi Çevkani, Kuçekan, Kandil ve Kabak yaylalarıdır. Düzlük alanı tarihi Şeref Meydanıdır. İlçe dışında Buğlan çayı, Bazmana deresi ve Masala deresi önemli akarsularıdır.

Murat Irmağı vadisindeki ve çevresindeki düzlükler ile ilçe merkezinin yerleştiği alanlarda tarıma elverişli araziler bulunmaktadır.

İlçe topraklarının bir bölümü lav örtüsü ile örtülüdür. Yaylaları oldukça zengin bitki örtüsü ile kaplıdır. İlçenin orman yapısı genellikle ilçenin güney kısımlarını yoğun bir şekilde teşkil eden meşenin yanında yer yer Ardıç, Sakız, Yabani Kavak, Alıç, Elma ağaçları bulunmaktadır.

Önemli dağlar: Şerafettin Dağları, Haçiçe Dağı,Dıcar Dağları, Şeyh Yusuf Dağları

Göller : Arzenk gölü , Turna gölü (Yüzenada ), Gelintepe gölü, Harsevank gölü

Akarsu ve ırmaklar : İlçe sınırları içinde en önemli akarsu Murat Irmağıdır. Van gölünün kuzeyindeki Aladağ’dan doğar, Muş İl merkezinde Kurt istasyonu yakınlarında Karasu nehri ile birleşerek Bingöl Muş Diyarbakır il sınırlarının kavşak noktasının kuzeyinden Bingöl il sınırlarına girerek il sınırları içinde birçok dere ve çay ile birleşerek Genç ilçesinden geçerek Elazığ il sınırına girer. Bingöl ili içinde toplam uzunluğu 96 km dir. Canut çayı, Kafik çayı, Amasi çayı, Elmasırtı çayı, Kale çayı, Masala deresi, Kerenger deresi, Haraba çayı, Bebin suyu diğer önemli akarsularındandır.

İKLİM YAPISI: Solhan İlçesinde karasal iklim hüküm sürmektedir. Yazları sıcak ve kurak kışları soğuk ve set geçer. Yağışlar kışın kar halinde ilkbahar ve sonbaharda yağmur halinde görülür.

İlçemizde yılın bir kısmı don halinde geçer bu da ulaşımı ve sosyal yaşamı olumsuz yönde etkiler.
Yurdumuz ortalamasına göre ilçemizde yaz günü ortalaması oldukça düşüktür.

Solhan Kilimi-Elibelinde

Solhan Tarihi

SOLHAN İLÇESİ TARİHÇESİ

Solhan, İlçenin 2 km batısında yer alan Mezgeft adı ile anılan yerde, “Beglon” adında bir beyin yönetiminde kaldığı için bu ismi almıştır. Zamanla bu sözcük halk dilinde değişime uğramış, Boglon olarak anılmaya başlanmış, 1932 yılında da Solhan adını almıştır.
Solhan zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Hititler, Huriler ,Urartular devrinde çeşitli olaylara sahne olan Solhan zamanımıza kadar olan tarihini kısaca şöyle açıklaya biliriz.

M.Ö 2000 yıllarında Fırat nehri kıyısında Vasukani şehrini kurup bütün Anadolu’ya yayılan tarihte Mitaniler olarak bilinen Huriler M.Ö 1360 ta Hitit’lerin Torosları aşıp kendilerini sıkıştırması ve yeni krallık devrinde Şuppililuma Mitani prensini kendisine damat edinip himayesi altına almasından dolayı Harput,Bingöl ve Muş dolaylarında hakimiyetlerini kaybettiler.
M.Ö 1200 yıllarında Hitit devletinin yıkılması ile Van bölgesinde yerleşen Urartular batıya doğru genişleyerek Bitlis,Muş ve Bingöl’ü alıp Murat ırmağı vadisine ilerlediler.M.Ö 745 yıllarında Asurluların hakimiyetine geçen bölge M.Ö 612 yılında Med, Babil ve Urartuların saldırısıyla Medlerin hakimiyetine geçmiş.
M.Ö 550 yılında Kurs Medleri yenerek Pers devletini kurması batıya akınlara başlamasıyla İskender imparatorluğu sınırları içerisinde kalan bölge İskenderin ölümünden sonra Selef Kürslerin eline geçmiştir.M.Ö 200-189 yıllarında yeniden canlanıp Adıyaman’ın güneybatısında Komojen krallığını kurdular. Doğuya doğru ilerleyerek Vana kadar uzanan bölgeyi ele geçirmişlerdir.
1071 tarihine kadar Roma hakimiyetinde kalan bölge Selçukluların egemenliğine geçmiş bir süre sonra Selçuklularda iktidar savaşı ve iç karışıklar başladıktan sonra Moğollar Anadolu’ya saldırdılar 1245 Köse dağ savaşında Selçukluların yenilmesi bölgeyle birlikte tüm Anadolu’ya hakim oldular.Yeni beyliklerin ortaya çıktıklarını görüyoruz. Diyarbakır,ı kendilerine yurt edinen Akkoyunlular 1394 yıllarında Bingöl, Erzurum, Erzincan’da hakimiyet kurmuşlardır.
1473 yılında Otlukbeli savaşında Uzun Hasan’ın yenilmesi Solhan ilçemizin de içinde bulunduğu bölge Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Bundan sonra yörede İran hakimiyeti görülse de Şah İsmail’in 1514 Çaldıran savaşında Osmanlılara yenilmesiyle Yavuz Sultan Selim tarafından Doğu Anadolu’da birlik tesisi görevini vezir Bıyıklı Mehmet Paşa ile İdrisi Bitlisi’ne vermiştir.Vilayet nizamnamesi gereğince teşkilatlanmada Solhan ve Muş yöresi 1864 yıllarında Erzurum eyaletine bağlandı.
1.Dünya savaşı yıllarında kısa bir süre Rus işgali altında kalan Solhan 1929 yılında nahiye olarak Muş iline 25 aralık 1935 tarihinde 2555 sayılı kanunla il olan Bingöl’e 4 ocak 1936 tarihinde ilçe olarak bağlanmıştır.

Yüzen Ada

Solhan ilçesi Hazarşah Köyü Aksakal Göl Mezrasındaki Ada, o yörede yaşayan halk tarafından keşfedilmiştir. Söz konusu ada, şimdiye kadar görülmemiş bir tabiat olayına sahiptir. Bingöl-Solhan karayolunda 4.5 Km. uzaklıktadır. Yolu asfalt olup, 1.5 km’dir.

Bingöl’ün turizmi doğa güzelliklerine dayanır. Yüzen Ada da tamamen doğaldır. Göl’ün üç tarafı dağlar ve tepelerle çevrilmiş düz arazi üzerinde bulunan krater göl konumundadır. Göl’ün şimdiki alanı 300 m2′ nin üzerindedir. Islahı halinde 500 m2′den fazla olur. Gölün derinliği 50 metreden fazla olduğu sanılmaktadır. Göle devamlı akıntı olduğu tespit edilmiştir. Gölün altından ve kemerlerinden giren su, gölün alt tarafından, gölden daha aşağıdan dereyi beslemektedir. Ufak ufak kaynaklar bu görüşü teyit etmektedir. Yaz ve kış aylarında su seviyesi aynı kalmaktadır. Su tatlı ve berrak olup, herhangi bir madensel tuz ihtiva etmemektedir. Balık yetiştirmek mümkündür. Gölün ortasından hareket eden üç ada vardır. Adalar göl içinde bağımsızdır. Üstüne binildiği zaman sal gibi her tarafa ağır ağır hareket etmektedir. Adanın üzerinde 4-5 tane bodur ve dış budak ağacı mevcuttur. Çevredeki bitkiler gölün mevcut suyu ile beslenmektedir. Ada üzerinde bulunan ot kökleri sarılıcı olması nedeniyle toprak tamamen bitki kökleri ile kaynamış ve yapışmış durumdadır. Ayrıca gölün ortasında bulunan adanın yapısı incelendiğinde çayır, ayrık ot ve suda yetişen çeşitli bitkilerin ada üzerinde mevcut olduğu görülmektedir. Gölün çevresinde de çeşitli bitkilere rastlamak mümkündür. Yeşil alanın dışında kalan arazi gölden çok yüksektir. Çevresi meşe ve yeşil alan ile kaplıdır.

YAYLADERE

Yüzölçümü 429 km.2 olan Yayladere İlçesi bağlı bulunduğu Bingöl İlinin kuzeybatısında, Tunceli ili sınırlarına yakın dağlar arasında kurulmuştur. İl merkezine uzaklığı 110 Km.’ dır. İdari sınırları Doğusunda Kığı ilçesi, Kuzeybatısında Tunceli-Pülümür ilçesi, Güneybatısında Tunceli ili Nazimiye ilçesi, Güneyinde Elazığ ili Karakoçan ilçesidir.

Deniz seviyesinden yüksekliği 1600.mt. dır. Dağlık bir arazi yapısına sahip olan ilçedeki dağların yüksekliği zaman zaman 2800 metreye ulaşmaktadır. Yöredeki en yüksek dağlar Sülbüs ve Sultan Mehmet (Taru) dağıdır.

İlçenin güneyinden geçen ve Keban Baraj gölüne dökülen Peri Çayı ve Özlüce baraj gölü ilçenin ELAZIĞ ili ile sınırını oluşturmaktadır.

İlçe arazisi önemli miktarda meşe ve yaban kavağı ormanları ile kaplıdır.

İlçede kışlar soğuk ve yağışlı yazlar kurak ve serindir. Kış aylarında yoğun bir şekilde kar yağışı görülmektedir.

lçede 12.000 da. Kullanılabilir tarım arazisi mevcut olup bunun yaklaşık olarak 1200 da

lık kısmı kullanılmaktadır. Arazi yapısı genellikle yamaç ve meyilli olup, tarımsal faaliyetler içinde çok az olarak yer yer arpa, fiğ, ceviz, elma, dut, sebze, arıcılık ve hayvan yetiştiriciliği yapılmaktadır. İlçenin hayvan varlığı 1500 büyükbaş, 1000 civarında küçükbaştır. İlçede toplam olarak 950 adet arı kovanı mevcuttur. İlçe genelinde toplam 60 da. lık meyve bahçesi de bulunmaktadır.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemine göre, Haziran ayı sonu itibariyle ilçenin toplam nüfusu 2.087 kişidir. Bu nüfusun 1.451’ı merkez ve 5 mahallede, 636’sı ise 13 köyde yaşamaktadır. Nüfus yoğunluğu km2 ‘e 9 kişidir. 2007 yılı genel nüfus sayımına göre ilçe nüfusunun yaş ortalaması 25’dir. Yaş ortalaması bayanlarda 32, erkeklerde 24 olarak tespit edilmiştir. Aynı sayım sonuçlarına göre Yayladere’de hane halkı büyüklüğü 6 ve yıllık nüfus artış hızı %o 89 (binde seksendokuz) olarak tespit edilmiştir.

Tarihi

Yayladere bölgesinde M.Ö. 2100 yıllarında Komukların, Horrilerin M.Ö. 1360 yıllarında Hititler’ in egemenliği görülmektedir. M.Ö. 900 yıllarında ise Urartular M.Ö. 550 yıllarında Perslerin daha sonra İskender İmparatorluğunun himayesine giren ilçe toprakları M.Ö. 75 yıllarında Ermenistan Krallığının M.Ö. 50 yıllarında da Roma İmparatorluğunun himayesine girmiştir. 1073 yılında yapılan Malazgirt savaşına kadar Bizans İmparatorluğu hakimiyetinde bulunan bu bölge bu önemli Türk zaferinden sonra Selçuklu devletine dahil olmuştur. 1080-1201 yılları arasında Saltukoğulları’nın,1473 tarihine kadar Uzun Hasan’ın elinde bulunan ilçe toprakları bu tarihte yapılan Otlukbeli savaşından sonra ise tamamen Osmanlı İmparatorluğunun himayesine girmiştir.

1514 yılına kadar İran Safevi devletinin saldırılarına uğrayan bu bölge Çaldıran savaşından sora Yavuz Sultan Selim tarafından tamamen Osmanlı topraklarına katılır. İlçede bu İmparatorluklar kalıntı olarak biraktikları tek şey yüksek bir kayalığın kale olarak kullanılması ve kale üzerindeki yerleşik hayata dair izler görülmektedir.

Yayladere halkı ilçenin kuruluşuyla ilgili kesin bir bilgiye sahip degildir. Yalnız anlatılanlara göre “ Yayladere de 3 aile yaşamaktadir. Daha sonra Sade aşiretinin kümsür kolundan bir çok aile gelir ve Yayladere’ ye yerleşirler. Böylelikle Yayladere tam bir yerleşim merkezi haline gelir.”
Yayladere ilçesinin ilk adı Holhol’ dur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Holhol Köyü olarak Sarıtosun bucağına bağlı bir köy olan Yayladere 1936 yılında bucak merkezinin Sarıtosun’dan Holhol’a olan eski adı 1959 yılında Yayladere olarak değiştirilmiştir. 04 Temmuz 1987 tarihinde 3392 sayılı yasasıyla Bingöl iline bağlı bir ilçe haline dönüşmüştür

YEDİSU

İlçemizin yüzölçümü 426 km2′dir. İl yüzölçümüne oranı % 5.24′tür. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği 1500 metredir. İl merkezinden uzaklığı 124 km’dir.

Yedisu İlçesi Perisuyu Vadisi’ nin en geniş yerinde kurulmuş olup, ilçeye bağlı köyler genellikle bu vadinin içinde yer almaktadır.İlçe Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde yer almaktadır. İlçe Bingöl İli’ nin kuzeyinde, Erzurum, Erzincan, Tunceli il sınırlarının kesiştiği noktada yer almakta ve ilçe sarp, dağlık bir yapıya sahip olup, doğuda Çavuşlu Dağı, güneyde Şeytan Dağı(2950 m), batıda Bağır Dağı(3173 m), kuzeyde Koşan Dağları(3078 m) ile çevrilidir.

İlçenin nüfusu 2007 yılında yapılan nüfus sayımına göre merkezde 1.893 kişi, köylerde 1.522 kişi olmak üzere toplamda 3.415 kişidir.

Yedisu Tarihi

Yedisu tarihi çok eskilere dayanır. Eski kayıtlarda (1839) Yedisu Çerme olarak geçmektedir. Çerme kelimesi Çermik’ten gelmektedir.İlçe girişinde alttan kaynar bir havuz bulunmaktadır ve adını buradan aldığı düşünülmektedir. Kuruluşundan bu yana Çerme Köyü Bucak Merkezidir.1839 tarihinde kurulan Kiğı Kazasına bağlı 18 Köy ile Çerme Nahiyesi olarak kurulmuştur. 1314 tarihinde fahri müdürlerle idare edilen bucaklar kaldırılmış, Çerme Nahiyesi 52 köyü ile birlikte yeniden, Kiğı Kazasına ve Erzurum Vilayeti bağlanmıştır. Yedisu(Kiğı İlçesi) 1839 tarihinden 1926 tarihine kadar Erzurum Vilayetine, 1926 yılında 877 sayılı Teşkilatı Mülkiye Kanunu ile Erzincan İli’ ne ve 1936 yılında 2885 Sayılı Kanunla kurulan Bingöl İli’ne bağlanmış ve Çerme Bucağı 22 köy olarak yeniden kurulmuştur.

Çerme Bucağı’nın 7 köyü 1964 yılında Erzurum İli Çat İlçesi’ne bağlanmıştır. Yedisu ismini ise 1970 yılında YSE Müdürlüğünce Yedisu Merkezinde yaptırılan ve “7 musluk” ihtiva eden çeşmeden alarak bu tarihte isim değişikliği yapılmıştır.Yedisu; 20 Mayıs 1990 tarih ve 20523 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3644 Sayılı Kanunla Kiğı İlçesinden ayrılarak Bingöl İli’nin 7. İlçesi olmuştur.

Arama Kelimeleri:

bingöl,bingöl yayla dere,bingol kiği tarih alanlar,bingölgenç,erzurum çat ilçesı kılıçdere köyü,şerafettin dağlari

Etiketler:, , , , , ,

“Bingöl ve Tarihi” için 1 Yorum Bulundu

  1. halit ahali 04 Aralık 2011 saat: 21:50 #

    bu kadar tarihin içinde herkesin ismi geçiyorda nerde ise yüzde 95 kürt yaşıyan bu şehirde bir kelime bile kürtler ve onların tarihinde bahsedilmiyor bu kürtler 40 50 yıldir birden bire isa gibi yoktan mı pehdelandılar o nedenle bu sitelerin güvenirliği hep soruişereti yaratacaktır.tabiki araştırmaların hakınıda yemeemk gerek bir hayli bilgi edindim emeği geçenelere teşekürler

Bir Cevap Yazın