Ancak Kutub Sayesinde

5 dk okuma süresi

İbn Kesîr(h.701/m.1301-h.742/m.1341) ,”El Bidaye Ve’n-Nihaye” isimli eserinde :”Bu senede (Hicretin Üçyüzdokuzuncu Senesi-Miladi 922) Hallaç diye bilinen Hüseyin b. Mansur Öldürüldü. Aşa­ğıda onun biyografisini, yaşayışını ve ne şekilde öldürüldüğünü, hak­sızlık yapmadan, ilaveler yapmadan, kendi arzularımıza kapılmadan, insaf ve adaletle kısaca anlatacağız.Onun söylemediği sözleri ona isnad etmekten, sözleri ve fiillerin­de ona iftira etmekten Allah’a sığınarak deriz ki…”  diyerek, Hallâc-ı Mansûr hakkında , şöyle bir olay anlatır:

…Hatib Bağdadî(1), şöyle rivayet etmiştir:«Hallaç, kendi has adamlarından birini, Cebel beldesine gidip orada halka kendini âbid, salih ve zahid bir kimse olarak göstermesi­ni emretti. Halk, onun âbid, salih ve zahid bir kimse olduğunu görüp kendisine yönelerek onu severek bağlandığında, onlara, aniden gözle­rinin kör olduğunu söylemesini ve gözünü yummasını; aradan birkaç gün daha geçtikten sonrada kötürüm olduğunu söylemesini ve kesin­likle ayağa kalkmamasını, onu tedavi etmeye çabalamaları halinde ise onlara şöyle demesini emretti: “Ey iyiliksever cemaat! Bu yaptık­larınızın bana hiç faydası olmayacaktır.” Böyle dedikten sonra ara­dan birkaç gün geçince onlara, Rasûlullah (s.a.v.)’ı rüyasında gördüğünü ve kendisine Rasûlullah (s.a.v.)’ın şöyle buyurduğunu söyleme­sini tembihledi: “Senin şifa bulman, ancak bir kutubun(2) elleri ile mümkün olacaktır ve kutub, falan ayın falan gününde sana gelecektir, onun evsafı şöyle şöyledir.”Hallaç, yola çıkardığı adamına, falan ayın falan gününde onun bulunduğu şehire geleceğini de bildirdi.
Adam kendisine emredilen yere gitti. Orada ikamete başladı. Kendini ibadete verdi. Salih biri olduğunu halka gösterdi. Kur’ân okumaya başladı. Bir müddet bu halde ikamet ettikten sonra halk onun veli bir kişi olduğuna ina­nıp onu sevdi. Bir süre sonra onlara gözlerini kaybettiğini söyledi gözlerini kapattı. Bir süre böylece kaldı. Aradan bir müddet geçtikten sonra da kötürüm olduğunu söyleyip yere çöktü ve hiç kalkmadı. Bü­tün imkanları seferber ederek onu tedavi etmeye çalıştılarsa da bun­dan hiçbir fayda elde edilemedi.
Adam onlara dedi ki: “Ey iyiliksever cemaat! Sizin bu yaptıklarınızın bana hiçbir faydası dokunmayacak­tır ve bu hiçbir sonuç vermeyecektir. Çünkü ben rüyada Rasûlullah (s.a.v.)’ı gördüm. Bana: “Senin afiyete erip şifa bulman ancak kutub sayesinde mümkün olacaktır. O falan ayın falan gününde sana gele­cektir.” dedi.»

Önceleri elinden tutarak onu mescide götürüyorlardı, ama daha sonra kötürüm olunca onu sırtlarına alıp taşıyarak götürmeye başla­dılar. Kendisine ikram ettiler. Derken, söylediği vakit gelip çattı. Za­ten o zamanı, Hallaçla aralarında kararlaştırmışlardı.

Hallaç, gizlice bu şehre geldi. Üzerinde beyaz yün elbiseler vardı. Mescide girdi. Bir sütunun yanına çöküp kendini ibadete verdi. Hiç kimseye bakmıyordu. Halk, o hasta kişinin kendilerine anlattığı ev­safa bakarak Hallac’ı tanıdılar. Hemen koşup selam verdiler, eteğine el, yüz sürdüler. Sonra o afiyet ve şifa beklemekte olan kötürüm ada­mın yanına gittiler, yabancı birinin mescide geldiğini bildirdiler. Has­ta adam: “Evsafını bana söyleyin.” deyince Hallac’ın evsafını anlattı­lar. Hasta adam şöyle dedi: “İşte, Rasûlullah (s.a.v.)’m rüyamda bana anlattığı ve kendisinin elinden şifa bulacağımı söylediği adam odur! Beni hemen ona götürün.”

Hasta adamı alıp mescide, Hallac’ın yanma götürdüler. Birbirle­rini tanıdılar, konuştular. Hasta rolü yapan adam Hallac’a: “Ey Ab­dullah’ın babası! Ben rüyada Rasûlullah (s.a.v.)’ı gördüm…” dedi ve güya görmüş olduğu rüyayı ona anlattı. Hallaç da ellerini semaya kaldırıp onun için dua etti, sonra kendi avucuna biraz tükürüp eliyle hasta adamın gözlerine sürdü. Gözleri hemen açıldı. Sanki daha önce gözleri hiç kör olmamış ve hastalanmamış gibi görmeye başladı. Son­ra tükürüğünden birazını alıp kötürüm olan ayaklarına sürdü, adam hemen ayağa kalkıp yürümeye başladı. Sanki hiç kötürüm olmamış gibiydi. Herkes onu seyrediyordu. Şehrin ümera ve büyükleri de ora­daydılar. Büyük bir kalabalık ve gürültü meydana geldi. Cemaat tek­bir getirip tesbihde bulundular. Hallac’a da, kendilerine gösterdiği yalan ve batıl kerametinden dolayı büyük bir saygı gösterdiler.

Hallaç, bir müddet yanlarında kaldı. Ona ikram ve saygı göster­diler. Kendi mallarından ne isterse ona vereceklerini söylediler ve kendilerinden mallarını istemesini de gönülden arzuladılar. Hallaç o şehirden ayrılıp gitmek istediğinde ona çok miktarda para toplayıp vermek istedilerse de o; “Benim dünyaya ihtiyacım yoktur. Ben bu mertebeye dünyayı terketmekle ulaşabildim. Fakat, şu hasta adamı­nızın Tarsus sınırında cihadda olan abdal kardeş ile ashabı vardır, onlar hacca gitmek, sadaka vermek isteyebilirler. Bu parayı onlara gönderin. Belki bu paranızla güçlenip bazı hayırlı işler yaparlar, dedi. Kötürüm rolü yapan adamı da: “Şeyh efendi doğru söylüyor. Cenâb-ı Allah, gözlerimi bana geri verdi ve afiyet ihsan etti. Artık kalan öm­rümü Allah yolunda cihad etmek ve abdal, salih kardeşlerimizle bir­likte Allah’ın beytini haccetmek yolunda sarfedeceğim.” dedi. Sonra da gönüllerinden koparak topladıkları o paraları Hallac’a vermeleri için onları teşvik etti. Fakat Hallaç aralarından çıkıp gitti, o kötürüm rolü yapan adamı ise aralarında bir müddet daha kaldı. Nihayet bin­lerce altın ve gümüşten müteşekkil çok miktarda mal ve parayı topla­yıp ona verdiler. O da bu paraları alınca vedalaşarak şehri terketti ve Hallacın yanma gitti. İkisi bu mal ve paraları kendi aralarında pay­laştılar.»

1-Hatib Bağdadî(h.392 /m. 1002-h.463 /m. 1071 ), On birinci yüzyılda yetişen hadis alimi.
2-Kutub:Veliliğin en üst derecesindeki kişilere “kutup” denir.Evliya’nın en ideal temsilcisidir.

Yapılan Yorumlar
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış! İlk yorumu sen yapabilirsin.
Bir Yorum Yapın

x