Halide Edip Adıvar: Bağlı Olduğum Millet

2 dk okuma süresi

halide edipHalide Edip Adıvar,1919’da İzmir’in işgalini protesto eden mitinglere katılır. Fatih, Kadıköy mitinglerini Sultanahmet mitingi takip eder. Bu miting İstanbul’da büyük bir tesir yaratır. İstanbul’un işgali üzerine (16 Mart 1920) kocası D.r Adnan Bey’le  birlikte Anadolu’ya geçerek Atatürk’ün yanında yer alırlar. Ankara’da eşi Sıhhiye Bakanı, daha sonra Meclis İkinci Başkanı olarak görev görürken, Halide Edib de Batı gazetelerinden politik yazıların çevirileriyle meşgul olur. Yeni kurulan Hâkimiyet-i Milliye gazetesine yardım eder. Sakarya’dan sonra cepheye  fiilen katılır. Hilâl-i Ahmer’de (Kızılay) hastabakıcı olarak hizmet gördüğü gibi, Yunanlıların çekilirken, yaktıkları Anadolu köy ve kasabalannda meydana getirdikleri zararlan ve tahribatı incelemek için kurulan Tetkik-i Mezalim Komisyonu’nda Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yusuf Akçura ile birlikte görev alır. Toplanan raporları Genelkurmay’a teslim ederler. «Dağa Çıkan Kurt» ile, Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım’la birlikte yazdıkları «İzmir’den Bursa’ya» adlı kitaptaki hikâyelerinin ve «Ateşten Gömlek»’in malzemesini bugünlerdeki gözlemleri teşkil eder. Ordudaki çalışmaları, kendisine önce onbaşılık, sonra da başçavuşluk rütbesini kazandırmıştır ve Halide Edib ömrünce bilhassa «onbaşılık» rütbesiyle iftihar etmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna tanıklık eden Halide Edip,1919-1923 yılları arasındaki anılarını kapsayan “Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabını şu sözlerle sonlandırır:

“Bağlı olduğum millet, bağımsızlığını tarihin en soylu ve zor bir ateş imtihanından sonra kazanmıştı. Fakat öteki ideale de kavuşması gerekti. Böyle bir ideale kavuşmak için, insanlar tarihte sehpalarda, zincirler içinde ölüp giderler, sürgünlerde ömürlerini geçirirler. Onların imtihanını yalnız çekenler bilir. Onların savaşını hiç bir zaman alkış izlemez. Dümdüz, gösterişsiz askerler gibi gelip geçerler. Bu, tek başına kazanılmak için savaşılan amaç hürriyet imtihanıdır. Kurtuluş Savaşının imtihanında en başta kabul edilen ve sembol olan Mustâfa Kemal Paşa vardı, işte bundan dolayı onun devrinde eziyet çekmişlerin bile, kalplerinde her zaman bir yeri vardır. O, sonu gelmeyen hürriyet alanındaki çabalamalarının bir sembolüdür. Türk milleti de öteki dünya milletleri gibi hür olacaktır. Burada Henry W. Nevinson’un şu sözlerini alıyorum: «Hürriyet denilen şey, biliyoruz ki, tıpkı aşk gibi her gün yeniden kazanılması gereken bir şeydir. Nasıl her gün aşk istersek ve aşkı kaybedersek, hürriyeti de öyle ister ve kaybederiz. Hürriyet kavgası hiç bir zaman bitmez, alanı hiç bir zaman sükûn bulmaz.»

Yapılan Yorumlar
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış! İlk yorumu sen yapabilirsin.
Bir Yorum Yapın

x