Erzurum ve Tarihi

63 dk okuma süresi

“…..
bu akşam
bir atlı süzülüyor ruhumun karanlık koyaklarından
sessiz ve dörtnala
bin yıllık yaralarım açılıyor
bu akşam gözümde tütüyorsun
erzurum duman duman
…”
M.Emin Alper

Doğal koşullarının ve coğrafî konumunun elverişliliği yanında, önemli uygarlık merkezlerine yakınlığı, Erzurum’un Anadolu’daki en eski yerleşim merkezlerinden biri olmasını sağladı. Bulunan bazı taş araçlar yöredeki yerleşimin geçmişini Yontma Taş Çağı’na kadar götürmektedir. Anadolu’nun en eski devletlerinden biri olan Hititler’in sınırında yer alan bölge, pek çok savaşa ve istilaya sahne oldu. MÖ 3000′den sonra sırasıyla Huniler, Hayaşalar, Urartular, Asurlar, Kimmerler, İskitler, Medler ve Persler’in egemen olduğu bölgeyi MÖ 4. yüzyılda Makedonya Kralı İskender ele geçirdi. İskender’in ölümü ile Selökidler ve sonra da Roma İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü bölgede, Romalılarla Partlar arasında kanlı savaşlar meydana geldi.

Roma’nın bölünmesiyle 395′te Bizans Imparatorluğu’nun payına düşen Erzurum, Bizanslılar ile Sasaniler arasında birkaç kez el değiştirdi. Karadeniz’in kuzeyinde kurulan Hun Devleti de bu bölgeyi 295-398 yılları arasında istila ederek Anadolu’ya ilk Türk girişini gerçekleştirdi. Bu dönemlerde Erzurum’un yerinde Karin adında bir şehir, Erzurum Ovası’nın batı bölümünde de Erzen adıyla başka bir şehir bulunurdu. Erzurum bölgesini Hunlar’ dan geri alan Bizans imparatoru II. Theodosius’in (408-450) doğudaki generali Anatolius, Iran’ dan gelecek saldırılara karşı 412 ve 415 yıllan arasında Karin’in bulunduğu bölgenin en stratejik yerine inşa ettirdi ve şehrin adını “Theodosiopolis” olarak değiştirdi. Hz. Ömer zamanında 638′de İyas oğlu Ganem komutasındaki İslam ordusu Erzurum’u fethetti. Ancak Arapların şehre tam olarak yerleşmesi mümkün olmadı. Erzurum 949 yılına kadar Bizans İmparatorluğu ile Emevi ve Abbasiler’ den oluşan Müslüman Araplar arasında pek çok kez el değiştirdi. Müslüman Araplar 949 yılında Bizans imparatorluğu ile yaptıkları savaşı kaybedince bölgedeki hâkimiyetlerini de tamamen yitirdiler.

Müslümanlar Theodosiopolis’ e “Halı Şehri” anlamına gelen “Kalikala” ismini verdiler.
7. yüzyılda nüfusu 200 bine yükselen Erzurum, o dönemde dünyanın en büyük şehirlerinden biri konumundaydı.

1048′de Doğu Anadolu bölgesini fethetmek üzere Bizans topraklarına giren Selçuklu Türkleri, Erzurum Ovası’nın batısındaki Erzen’i ele geçirdiler. Saldırılar sonucunda harap olmuş asıl Erzen’e Türkler, Kara Erzen ve zamanla Karaz adını verdiler. Yeni Erzen ise daha sonra Erzen-i Rum ve Erzurum ismine dönüştü.

1071 Malazgirt Zaferinden sonra Selçuklu Sultanı Alparslan’ın komutanlarından Ebul Kasım’ın, Bizanslılar’ı yenerek Erzurum’u fethetmesiyle şehir tekrar müslümanların hâkimiyetine geçti. Erzurum ve civarında kuru¬lan Saltuklular Anadolu’da kurulan ilk Türk beyliği özelliğini taşımaktadır, Saltuklular’ın başkenti olan Erzurum, bu tarihten itibaren Anadolu Selçuklularına bağlandı. 1242′de Moğollar’ın eline geçen bölge, 1335 yılına kadar İlhanlı egemenliği altında kaldı. İlhanlılar dağılınca Erzurum ve çevresi Eretna Türk beyliğine geçti.14. yüzyıl sonlarında Karakoyunlular ve sonran Timur, Erzurum’u ele geçirdi.15. yüzyıl ortalarında Akkoyunlular, 1502′de Safevi Hanedanlığı’nın kurucusu Şah İsmail tarafından ele geçirilen şehir bu dönemde oldukça geriledi. 1514′te Yavuz Sultan Selim Erzurum’u fethetti. Ancak Safeviler Erzurum’u geri alınca, Kanuni Sultan Süleyman Erzurum’u kesin olarak Osmanlı topraklarına kattı. Erzurum bu fetihten sonra Türk yurdu olarak günümüze geldi.

Çifte Minare:

Yüzyıllarca Türklerin yurdu olan Erzurum, 1829,1878 ve son olarak I. Dünya Savaşı’nda (1916) Rus ordularının hedefi oldu. Osmanlı Devleti’nin Sarıkamış yenilgisinden sonra Ruslar, Erzurum’a girdiler (16 Şubat 1916). Ancak Türk ordusu, Brest-Litovsk Antlaşması ile geri almayı başardı(12 Mart 1918). Erzurum, I.Dünya Savaşı’nda işgal edilen Anadolu’nun kurtuluşu için başlatılan mücadelede de kritik rol oynadı. 3 Temmuz 1919′da Erzurum’a gelen Mustafa Kemal Atatürk, 23 Temmuz 1919′da Anadolu’nun değişik illerinden gelen 56 delege ile birlikte Erzurum Kongresi’ni düzenlemesi ile Milli Mücadelenin en ciddi adımı atıldı. Milli Mücadele’nin sonunda Türkiye Cumhuriyeti 23 Nisan 1923 yılında kurulurken, Erzurum da bu genç cumhuriyetin en önemli şehirlerinden biri olarak yerini aldı.

Erzurum, üstünde bulunduğu platosu, çevrili olduğu sıradağlar ve yaylaları ile Türkiye’nin en yüksek şehri konumundadır. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Erzurum’un kuzeyinde Artvin-Rize, batısında Bayburt-Erzincan, güneyinde Bingöl-Muş, doğusunda Ağrı -Kars illeri bulunmaktadır. Şehir, Fırat nehrinin başlangıcı olan Karasu’nun yukarı havzasında kendi adı ile anılan ovanın güneydoğusundaki Palandöken dizisinin Eğerli Dağı eteğinde geniş bir alana yayılmıştır. Tiflis-Kars üzerinden gelen Kafkas yolu ve Tebriz-Doğubeyazıt’ tan geçen Kuzey İran yolu: Sivas üzerinden Diyarbakır-Irak-Suriye-Basra körfezine ve Akdeniz kıyılarına giden yollar ile yine Sivas üzerinden Ankara, İstanbul ve Ankara-İzmir’e giden yollar burada birleşmektedir. Erzurum’dan geçen transit yollar, Kuzey Anadolu dağlarını Kop ve Zigana geçitlerini aşarak Trabzon’a ve Karadeniz’e ulaşmaktadır. Şehir İspir üzerinden Rize’ye, Bingöl üzerinden de Diyarbakır iline bağlanmaktadır.
Kent, Orta Çağ’dan itibaren, Iran-Hint ve Orta Asya ticaretinin Akdeniz ülkelerine giden önemli bir konaklama ve ticaret merkezi olmuştur.

Erzurum genelinde karasal iklim özellikleri egemendir. Kışlar uzun ve sert, yazlar kısa ve sıcak geçer. Erzurum il merkezindeki meteoroloji istasyonunda 1929’ dan bu yana gözlem yapılmaktadır. Yaklaşık 70 yılı bulan gözlem sonuçlarına göre, şehirde yıllık ortalama sıcaklık 5,9 derecedir. İlde en soğuk ay ortalaması, -8.7 °C, en sıcak ay ortalaması 19.6 C, en düşük sıcaklık -37,2 C ve en yüksek sıcaklık ise, 36,5 °C olarak ölçülmüştür.

Erzurum ilinde yıllık ortalama sıcaklık 5.9°C’dir. Yıllık en yüksek sıcaklık Temmuz ve Ağustos aylarında görülmektedir. Erzurum merkezde sıcaklıklar Temmuz ayında 32.2°C, Ağustos’ta ise 34°C’ye kadar ulaşmaktadır. En düşük sıcaklık Aralık, Ocak ve Şubat aylarında görülmekte ve Aralık’ta -28°C’ye, Ocak ve Şubat aylarında ise -30°C’ye kadar düşmektedir. İlde en soğuk ay ortalaması -10.8°C, en sıcak ay ortalaması 19.1°C’dir.

Yıllık yağış tutarı 453 mm. kadardır. En az yağış kış devresinde düşer. Bu devrenin yağışları kar biçiminde olup, kar yağışlı gün sayısı 50 ve kar örtüsünün yerde kalış süresi ise 114 gün kadardır.

Erzurum, 3 tehlike veya risk bölgesinden 2.sindedir. Kandilli Devlet Rasathanesi resmi bildirimine göre bilime dayanarak tahminlerde bulunmak imkansızdır. Ancak, 2007 yasasına göre bütün inşaatlar ve binalar depreme dayanıklı yapılmalıdır ki, bu Erzurum’un herhangi bir deprem durumunda güvende olduğu anlamına gelmektedir.

İl arazisinde egemen doğal bitki örtüsü, step formasyonudur. Orman örtüsü, pek yaygın değildir. Bu örtünün alt sınırı, 1900-2000 metrelerde başlamakta ve üst sınır, 2400 metrelerde son bulmaktadır. Başlıca orman örtüsü alanları, Oltu, Olur ve Şenkaya ilçelerindeki sarıçam ve meşe ormanlarıyla, Erzincan-Aşkale sınırlarında rastlanan meşe ormanlarıdır. İl arazisinin % 60’ tan biraz fazlası steplerle kaplıdır. Bu doğal bitki örtüsü, yer yer keven topluluklarıyla verimsiz hale gelse de, geniş alanlarda mera hayvancılığına uygun verimli çayırlıklar durumundadır.

Erzurum, arazi büyüklüğüne(25.066 km²) orantılı bir nüfus barındırmaz. Gerçi 1927’ de 270.400 dolayında olan il nüfusu, 2000 yılı itibariyle, 942.300’ e ulaşmıştı. Demekki, 73 yıllık teorik artış, 3.5 katı dolayında gerçekleşmişti. Ancak, bu süre içinde Türkiye nüfusunun beş kat dolayında arttığı hatırlanırsa, il nüfusunun yavaş artmakta olduğu anlaşılır. Bu durum ilin nüfus yoğunluklarına da yansımıştır. Örneğin, 1927’ de km² başına 10.8 kişi düşerken (Türkiye 16.7), 2000 yılında bu yoğunluk 37.6’ ya çıkabilmişti (Türkiye 79.8 idi). İl nüfusunun az oluşu, nüfus artış hızının düşük olmasıyla ilgili değildir. Aksine, gerek ilde ve gerekse Doğu Anadolu’ da doğal nüfus artış hızı, Türkiye ortalamasının (2000’ de % 1.5) çok üstündedir (1950’ de % 3, 2000’ de % 2.6 kadardı). Artışın çok yavaş cereyan etmesinde esas rolü, ilden göçler oynamaktadır. Gerçekten de, 1950-2000 devresinde ilden ayrılarak başka ilde oturan nüfus, yaklaşık 490.000’ i bulmuştu. İl dahilinde en büyük kent, Erzurum’ dur. Kentin nüfusu, 1927’ de 30.800 iken, ilk kez 1965’ de 100.000’ i aşmıştı (105.300 kadar). Giderek büyüyen nüfus, 1980’ de 200.7 bin, 1997’ de 298.7 bin ve 2000’ de 367.000,2010 yılında 784.941’e  yükselmiştir.

İLÇELER

Erzurum (merkez), Aşkale, Çat, Hınıs, Horasan, Ilıca, İspir, Karaçoban, Karayazı, Köprüköy, Narman, Oltu, Olur, Pasinler, Pazaryolu, Şenkaya, Tekman, Tortum, Uzundere.

İSPİR:

İSPİR TARİHİ

İspir’in bulunduğu Çoruh boylarının tarih çağı M.Ö IX.yüzyıl sonlarında başlamaktadır. .M.Ö 680 yıllarında Saka Türkleri Kafkas Dağlarını aşarak Anadolu’da görülmeye başlar. M:Ö.665 yıllarında Saka Türklerinden Saperler Çoruh boylarına yerleşir .Malatyalı tarihçi Anabasis bu bölgedeki kabileden İspiritis diye bahsetmektedir.M.Ö.519 yılında Pers İmparatoru I.Daryus zamanında Saperler Pers hakimiyeti altına; M.Ö.140 yıllarında Sakaların Pam oymağından çıkan Küçük Arsaklılar Devleti’nin eline geçer.

Romalıların Anadolu ve Suriye’yi fethe çalıştığı sıralarda İspir bölgesi Arsaklılar ve Romalılar arasında el değiştirir. M.S.665 yıllarında İslam Araplar Erzurum bölgesini alınca İspir 300 yıl boyunca Arapların idaresinde kalır. (Emeviler,Abbasiler) X. yüzyılında Abbasilerin zayıf düşmesinden istifade eden Bizanslılar bölgeyi hakimiyetleri altına 1049 yıllarında Büyük Selçuklu komutanlarından İbrahim Yınal Hasankale Savaşından sonra İspir bölgesini ele geçirir. Ancak bölge tam anlamıyla Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlanamaz. 1071Malazgirt Savaşı’ndan sonra İspir ve çevresi tamamen Müslüman Türklerin eline geçer.

Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldıktan sonra çeşitli devletlerin himayesi altında kalan İspir bölgesi 1401-1502 yılları arasında Akkoyunlular’ın himayesinde kalır.Nihayet Eylül 1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına Birinci Dünya Savaşı döneminde İspir ve çevresi 1916 –1918 yılları arasında Rus işgali ve Ermeni mezalimine uğramış;25 Şubat 1918’de Kazim Karabekir Paşa komutanlığında 1.Kafkas Kolordusuna bağlı birliklerce vatan topraklarına katılır.

COĞRAFİ DURUMU

İlçemiz bölgesel olarak Doğu Karadeniz Bölgesinin Güney Doğusunda kalmaktadır. Ulaşım yönünden Erzurum iline 142 km uzaklıktadır. Komşu illere olan uzaklığı ise Rize’ye 119 km, Artvin’e 172 km ve Bayburt iline uzaklığı ise 70 km mesafede Çoruh Vadisi ve çevresinde bulunmaktadır.

Anadolu’nun kuzeyinde, Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında önemli bir geçit noktasında 1050 m.yükseklikte 2100 m2 lik bir alanı kaplamakta olan İspir Doğu Anadolu’yu Karadeniz’e bağladığı gibi, Anadolu’nun Kafkaslara bağlanmasını da sağlayan önemli bir geçit noktasıdır. Karadeniz ikliminin yumuşak etkileri ile, kara ikliminin sert özelliklerinin beraber görüldüğü bölge, dağlık bir arazi yapısına sahiptir.

İlçe sınırları içerisinde 2400 ile 3900 metre arasında irili ufaklı çok sayıda dağ bulunmaktadır. (Kaçkar 3937m, Mescit Dağı 3240 m,Deve Dağı 3363m,Bozan Dağı 2924m.Sandık Dağı 3186 m.Yassı Dağ 2500 m. Kazancık Dağı 2750 m. Korga Dağı 2364 m. Ayazöldüren Dağı 2500 m.Asniyar Dağı 3040 m Dilek Dağı 3549 m.Hasan Dağı 2900 m.Nevse Dağı 3114 m.)dağları bu dağlardan önemli olanlardır.

İlçe sınırları içinde 100’e yakın irili uafklı bir çok göl bulunmaktadır. Bunlar arasında önemli sayılabilecek ;(Döner Göl,Mal Gölü,Dört Göl,Yedi Göl,Balıklı Göl,Karanlık Göl) gibi bir çok göl bulunmaktadır.

Türkiye’nin en önemli akarsularından biri olan Çoruh Nehri (Yaklaşık 335km)de ilçe sınırları içerinde doğup ilçe topraklarını baştan aşağı ikiye bölmektedir. İlçenin genel coğrafyası dağlık ve kırık bir arazi yapısına sahiptir.

İKLİM ŞARTLARI

Orta Çoruh Havzasında bulunan Çamlıkaya,İspir Mer­kez,ve bunlara bağlı köylerin iklim şartları ile Kırık nahiyesi ve köylerinin yerleştiği Yukarı Çoruh havzasının iklim şartları çok büyük farklılıklar gösterir.

Orta Çoruh havzasının denize yakınlığı iklimin genel görünü­şünde müsbet bir etkileme için yeterli görülmesine rağmen yörenin Barhar (Karadeniz) dağ sıraları tarafından denizle ilişiğinin kesilmesi Karadeniz ikliminin müsbet etkilerini azaltmaktadır. Bunun ya­nında Çoruh Havzasının güneyinde uzanan dağlar da yöre ile Doğu Anadolu yüceliğinin sert ikliminin etkisini azaltmaktadır. Bu sebebler orta Çoruh Havzasına ayrı bir iklim özelliği sağlar.

Çamlıkaya’dan yukarıya Bayburt istikametine gidildikçe Çoruh vadisi tabanında ve yamacın alçak kısımlarında hüküm süren yu­muşak iklim şartları sertleşmeye başlar, böylece Doğu Anadolu böl­gesine ulaşılır. Sıcaklık farkları artar ve bu bakımdan karasal iklime yaklaşan bir özellik kazanır.

Kırık Nahiyesi ve civarı Doğu Anadolu’nun en soğuk bölümü üzerin­de bulunduğu için kış mevsimi, yılın yarısından daha uzun bir süre­yi içine alır. Ekim ayında alçalmaya başlayan sıcaklık dereceleri, özellikle Ocak ayında azami dereceye düşer. Kar yağışlı olan bu devre, şiddetli soğuktur ve etkisini nisan ayına kadar sürdürür.

Orta Çoruh havzasında ise oluk vadilerin ekime ve dikime mü­sait tabanlarında ne deniz kıyısındaki kadar çok yağışlı deniz iklimi ve ne de Doğu Anadolu yüksek ova ve yaylalarında hüküm süren uzun kış mevsimli kara iklimi görülmez. Nitekim kış mevsiminde Do­ğu Anadolu antisiklonundan gelen soğuk hava kütlesi bu havzada alçalarak föhn karakterinde ılık bir hava akımı husule getirir.

ispir’de en düşük sıcaklık ortalaması gösteren ay Ocak —4,6 C, en yüksek sıcaklık ortalaması gösteren ay Ağustos 20.1 C’dır. Kırık nahiyesinde ise Ocak ayı ortalaması —7.0 C ve Ağustos ayı ortala­ması 17.1 C’dır. Bölgemizde en fazla yağış mayıs, en az yağış ağustos ayların­da olur. İspir’in yıllık ortalama yağış miktarı 410.3 mm dir. Kırık na­hiyesinde en fazla kar kalınlığı Ocak ayında görülmektedir ve orta­lama 70 cm civarındadır. Genellikle kar yağışı ekim ayı sonlarında başlar ve mayıs ayında tamamen kalkar.

İspir bölgesinde bariz rüzgar yönü kuzeybatıdır ve bu yönden karayel eser. Bu hakim rüzgarın yıl içerisinde estiği günlerin ortalaması 235 gündür. Batı rüzgarı karayeli takip eder. Batı rüzgarı da yılda 85 gün, güneydoğu rüzgarı 26 gün, lodos da ancak 15 gün eser. Kuzeydoğu (poyraz) rüzgarı diğerlerine nazaran çok az esmek­tedir.

TORTUM:

Merkez ilçenin kuzeyinde yer alır yüz ölçümü 1484 km2 dir. 1990 sayımına göre nüfusu 34.100 kişi dolayındadır. Km2 başına yaklaşık 23 kişi düşer. Bir bucağı ( Şentürk ) ve 60 köyü vardır. Köyler genellikle küçük vadiler boyunca yer alırlar.
İlçe toprakları Erzurum-Artvin yolu üzerinde dağlık ve derin vadilerle yayılmış bir arazi üzerindedir. İlçenin Erzurum’a doğru yeralan güney kesimlerinde halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır. Tabii çayır ve mera alanları aşırı otlatma yüzünden büyük ölçüde tahrip olmuştur. Vadi tabanlarında yeralan kesimlerde meyvecilik yapılır son yıllarda modern usüllerle yapılan meyvecilik gelişme kaydetmiştir.
Tortum ilçesi tabiat güzellikleri bakımından çok meşhurdur. Vadiler boyunca yeralan köyler meyve bahçeleri ve eşsiz güzelliklere sahiptir. İlin en kuzey ucunda yeralan tortum gölü ve şelalesi eşsiz tabii güzelliği ile yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeridir.

COĞRAFİ DURUM:
İlçemiz Erzurum’un kuzeyinde 1467 Km2 lik bir alana kurulmuş olup, Erzurum İli Oltu, Pasinler ,Narman İspir Yusufeli ve Uzundere ilçeleri ile çevrilidir. Dar ve uzun bir vadi üzerine kurulan ilçemizin arazi yapısı oldukça dağlık ve kırıktır. İlçemizin denizden yüksekliği 1600 m dir. Güney ve Batısında karasal, Kuzey ve Doğusunda nispeten Karadeniz iklimi hüküm sürmektedir.

TORTUM TARİHİ:
Tortum tarihi hakkında çeşitli kaynaklarda bilgiler mevcuttur. Selçuklular zamanında Saltukoğulları sülalesinden EBİ-İL Kasım oğullarından Tortum, Ilgan ve İmadettin Beylerin kazanın ilk sakinlerinden olması nedeniyle bu adı aldığı sanılıyor. Ayrıca Selçuklu dilinde Tortum bağlık ve bahçelik anlamına geliyor. Tortum M.Ö.626-654 yıllarında tarihimize geçmiştir. Sakalardan sonra Lidyalıların eline geçen ilçemiz M.Ö.585 yılında yapılan Lidya Med savaşında Erzurum ili ile birlikte Medlerin hakimiyeti altına girmiştir. Medlerden sonra Pers Hükümdarı Derlus Tortumu ele geçirmiştir.M.Ö.1. yüzyılda Romalıların elinde kalan İlçemiz M.S.979 yılında Bağdatlı Davit Bey’e devredilmiştir. İlçemiz 1018- 1036 yıllarında Türk hakimiyetine girmiştir.1828- 1829 Rus savaşı ile Erzurum düşman işgaline girmiş olup, 1876-1878 Osmanlı Rus savaşından sonra Tortum Rus istilasından kurtarılmıştır.7 Kasım 1917 yılında patlak veren Bolşevik ihtilali nedeniyle Erzurum’ dan geri çekilen Ruslar Tortum’u da boşaltmışlar, geri çekilirken bütün silah ve cephanelerini daha önce bölgemize yerleşmiş olan Ermenilere bırakarak saldırılarına zemin hazırlamışlardır.Erzurum 13.Alaydan bir Tabur Tortum’a sevk edilmiş olup, ilçemiz 16 Mart 1918 tarihinde düşman işgalinden kurtarılmıştır.

PASİNLER:

İlçemizin nüfusu 2000 yılı nüfus sayımına göre yaklaşık nüfusu 44.644 dür.Bu nüfusun 22.706 sı ilçe merkezinde 21.938 ise kasaba ve köylerinde bulunmaktadır.

PASİNLERİN TARİHÇESİ

Pasinlerin tarihini XLV.XLV. yüzyıla dek,doğudan gelen saldırılara karşı koymak için Bizans devrinde yapılan Teodosiopolis (Erzurum) ile ortaçağın önemli kalesi Avnik’ten ayırmak zordur. Komutanlar İmparatorlar vb. doğuya yada batıya yürüyebilmek için bu iki önemli noktayı elde tutmaya çalışmışlar sonucu bölge elden ele yer değiştirmiş,durmuştur, Hasankale’nin tarih sahnesine çıkışı ,kasabaya adını veren Hasankalenin yapıldığı tarihlerdir.Ana hatları ile tarihi geçmişini şöyle sıralayabiliriz.

Ermenilerin elinde bulunan bu topraklar VI. yüzyılda Bizanslıların eline geçti. Birkaç defa Bizanslılarla İranlılar arassında el değiştirdi.Hz.Osman’ın Ermenilerin Fethine, 615’de Habib İbn-i Meslemeyi görevlendirmesinden sonra bunlar İslam Araplarla Rumlar arasında el değiştirdi. X.Yüzyılda Ermeni dili hemen hemen unutulmuştu.Halk, Türkler buralara gelinceye kadar arapça ve farsça konuşuyorlardı.

Doğudan gelen Oğuzlar, Turgut beyün anabir kardeşi Yınal oğlu İbrahim’den toprak istediler.Azerbeycan valisi olan İbrahim ”Topraklarım sizi yetiştirmeye elverişli değil , Rum savaşına katılırsanız bı isteğiniz olur…Bende sizinle beraberim.”

1048 ‘de ellibin kişi ile Rum topraklarına giren türkler buralardan geçip arzeyi (Karaz) aldılar.1054 yılında Anadolu seferine çıkan Tuğrul bey Pasinler’i deveboynunu geçip Erzurum önlerine kadar geldi.Alınışı uzun sürer düşüncesiyle Malzgirt’i kuşatmak üzere geri döndü.1071 Malazgirt zeferinden sonra Anadolu kapıları kendilerine açılan buraları Melikşahın Gürcistan fethine gönderdiği ünlü komutan Emir Ahmet’in Kral 11.Giorgi’yi yenmesinden sonra egemenlikleri altına aldılar.1084 de Türkler buralar geldikten sonra Pasinler avnikLivansına bağlı idi.Malazgirt zaferinden bir süre sonra burayı Saltukoğullarında görüyoruz.1201 de Konya Selçuklu Sulta Rüknettin Süleyman Şah Saltukoğullarını yıktı, yönetimini kardeşine verdi.Bir süre sonra Selçuklu devletinin bir ili haline getirildi.Doğudan gelen Moğol akınlarına boyun eğen Selçukluların çökmesinden sonra İlhanlıların eline geçti.(Akkoyunlularla Karakoyunluların çökmesinden sonra.)

İlhanlıların çökmesinden sonra (1334 yada 1354) İlhanlı Emir Hacı Tugay’ın oğlu Has Pasinlerdeki Hasankalesini alarak içine bir mescitle kendisi için bir türbe yaptırdı.Böylece Hasankale yerleşme yeri olarak tarih sahnesine çıkmış oldu.

1340 da İlhanlı Emir Çoban’ın torunu Şeyh Hasan Erzurum’u aldı.Tugaylıları kaçırdı, dönüşte Hasankale’de adaşının yaptırdığı mescidi imaratları,türbeyi yıktırdı.Emir Hacı Tugay oğlu Hasan’ın kemiklerini çıkartıp yaktırdı.Çobanoğulları egemenlliği 1358 yılında sona erince bir süre Ertana Devleti bu topraklara egemen oldu.İlhanlılar devrinde de Pasinler bir ara avnik’e bağlı idi.1385 de Karakoyunlulara 1387 Timur’un eline geçti.Timurdan sonra çevre bir süre Akkoyunlularda kaldı.Yavuz Çaldıran zaferine giderken Avni Bey’i Sevündük Han Yavuz’a bağlılığını bildirir.Bilaher şiileşerek İran tarafına geçti.Kanuni Tahmasp üzerine yürürken 1534’de Avni Cami’ni yaptırdı.1535’de Pasin Sancak Beyliğine Erzurum Beylerbeyi Mehmet bey,4. küçük kardeşi Zülkadirli Minza Ali Bey atandı.Avnik’de otururdu.Hasankale’ye 3000 yeniçeri yerleşti.IV. Murat doğu seferine giderken burada konakladı.Şimdiki kalede bulunan bayrak direğinin bulunduğu yere bir saray yaptırmıştı.

Osmanlı Türk egemenliğine geçtikten sonra birinci defa 1828-1829,ikinci defa 1877-1878 Rus istilası görülmüştür.

COĞRAFYA

Eski adı Hasankale olan Pasinler kenti, aynı adı taşıyan ovanın kuzeyinde Hasanbaba dağı eteklerinde kurulmuştur. Yerleşmenin kuruluşu, İskitler dönemine kadar uzanmaktadır. Selçuklu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinin önemli merkezlerindendir. Kaleyi, İlhanlılar’dan Emir Hacı Togay’ın oğlu Hasan yaptırdığından, yerleşme uzun süre Hasankale adını taşımış, günümüzde ise adı tekrar Pasinler diye değiştirilmiştir. Kent, askeri yöre olma özelliğini Cumhuriyet Döneminde de korumuştur. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Erzurum Merkez Sancağına bağlı bir kaza olan Hasankale, 1924 Anayasanın memleket yönetimine getirdiği düzenlemeye göre, Erzurum iline bağlı bir ilçe yönetim birimi durumuna getirilmiştir. Daha sonra 1954 yılında Horasan ve 1994 yılında da Köprüköy, Pasinler’den ayrılarak ilçe olmuşlardır. Dolayısıyla, Pasinler’in yönetim beldesi giderek daralmıştır.

Tarım ürünleri, her çeşit tahıl ve baklagilin yanında çeşitli sebzeleri de içerir. Çeşitleri az olmakla birlikte meyveleri da vardır. Alçı, kireç ve yapı taşı ocaklarına, birçok kükürtlü kaplıcaya, bir çok maden suyu kaynağına sahiptir.

Küçük sanayisi, alacalı kilim, seccade, ihram, şal ve keçe dokumaya dayalıdır.

Kazada 39 Camii ve Mescit, 22 kilise, 32 tekke, 45 medrese, 1 ortaokul, 30 sıbyan mektebi, 255 köprü ve 126 değirmen vardır.

Memalik-i Osmaniye’nin Tarih ve Coğrafya Lugâtı’nda ise Ali Cevat şunları yazmaktadır:

“Erzurum Merkez Sancağına bağlı bir kazadır. Kaza merkezi Hasankale’dir. Başlıca tarım ürünleri, tahıl, baklagiller, meyve ve sebzelerdir. Küçük sanayisi heybe, kilim ve şal dokumacılığına dayalıdır. Tüm kazanın nüfusu 39.000’i İslâm olmak üzere, 46.651’dir. 199 köyü ve 17 bucağı vardır.

KARAYAZI:

KARAYAZI TARİHİ

İlçe M.Ö. III ncü yüzyılda medeniyetin kurulduğu Aras nehri civarında Salyamaç, Yolgören ve Çelikli köylerinde bulunan tarihi eserlerden anlaşılmaktadır. İlçe Bayraktar köyü civarında kurulmuştur.Daha önce Bayraktar diye tanınan ilçemiz 1071 Malazgirt zaferinden sonra Anadolu ya ayak basan Selçuklu hükümdarı Alparslan’ın öncülerinden Bayraktar Han tarafından kurulmuştur.İlçenin adı buna izafeten Bayraktar olarak kalmıştır.Bayraktar isimi ile anılan Karayazı ilçesinde halen eskiden köy olan şu anda bir mahalle olan bir yerleşim yeri mevcuttur.

Karayazı ismi karla kaplı düzlük anlamına gelen kar yazı sözünden gelmektedir.Osmanlı döneminde Bayraktar köyü Hınıs Sancağına bağlı olarak kalmıştır.Cumhuriyetin ilanından sonra yörenin özelliği nedeni ile idari bütünlüğün sağlanması ve hizmetlerin genişlettirilmesi amacıyla T.B.M.M tarafından ilçe kurulmasına karar verilmiştir.

1937 yılında bu gün ,köprü köy ilçesine bağlanan Çullu köyünün bulunduğu yerde ilçe merkezi kurulmuştur.İki yıl sonra ilçe merkezi şu an merkez mahalle olan Bayraktar mahallesinin kuzeyinde hükümet konağı ve Jandarma Karakolu inşa edilerek buraya taşınmış ve Karayazı ismini almıştır.

Halk arasında “Karayazı “ismini şu olaydan aldığı yaygın olarak söylenmektedir. Anlatılan efsaneye göre ;Bir kış günü Tekman ilçesinden Bayraktar’a gelen düğün alayı dönüşlerinde kar fırtınasına tutulurlar.Kırk elli kişi oldukları tahmin edilen süvarilerin tümü bu fırtınada ölürler.Yalnızca gelin kurtulmuştur.Bu acı olay üzerine gelin “Karayazım,Karayazım,budur benim yazım;ben feleğe neylerim kış oldu güzel yazım” diyerek duygularını dile getirdiği söylenir.Ancak bunu teyit eden resmi bir belge yoktur.

COĞRAFİ DURUMU:

Karayazı ilçesi ERZURUM iline bağlı bir ilçe olup ;Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Murat Van bölümünde yer almaktadır.İlçenin sınırları doğudan Ağrı ili Eleşkirt ve Tutak ilçesi ,Güneyde Erzurum Karaçoban ve Hınıs İlçeleri, Güney batısında Tekman ilçesi ,Kuzeyde Pasinler ve Horasan ilçesi ile çevrilidir. Yukarı ve Aşağı grit çizgileri , sağ, sol grit çizgileri arasında yer alır.

Sıcaklık: Karayazı ilçesinin yaz aylarında En yüksek ısı 29.8.derece olarak tespit edilmiştir. En yüksek sıcaklık ortalaması 8.9 derecedir. En sıcak ay Ağustos ayıdır. En düşük sıcaklık ortalaması 5.46 dır En soğuk ay ocak ayı olup –15.3 derecedir.

Basınç: Karayazıda İlçesinde en yüksek basınç 591,8 mm., ortalama basınç 610 mm. Olup, basıncın düşük olduğu görülmektedir. Yükseklere çıkıldığında hava kürenin kalınlığı ve yoğunluğu azalmaktadır.

Rüzgar: Bölgede rüzgar kuzey yönlerinden esmektedir.

Nem: Nispi nem ortalaması %61’dir. İlçeyi etkileyen basınç merkezlerinin sık sık değişmesi, sıcaklığın fazla düşük olması nedeniyle nem aynı seviyede kalabilmektedir.

Su: Kar en erken Ekim ayı sonlarına doğru yağmaktadır. Mayıs ayı sonuna kadar devam eder. Kar örtüsünün ortalama kalınlığı 80 cm. olmakla birlikte bu kalınlık İlçe dışında 150 cm.ye kadar çıkmaktadır.

İlçede yılın 79 günü açık, 200 günü bulutlu, 86 günü ise kapalı geçmektedir.

TEKMAN:

TEKMAN TARİHİ
İlçenin kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1517 tarihinde Osmanlı yönetimine katılmıştır. 1946 yılına kadar Hınıs İlçesine bağlı Bir köy iken aynı yıl ilçe yapılmıştır. Tekman İlçesi Erzurum İline 151 Km. mesafede olup, ilin güneyinde yer almaktadır. Yüzölçümü 2197 Km2 olan İlçemiz aynı zamanda Bingöl ve Muş İllerine de komşudur. İlçenin rakımının ortalama 1800 Mt. nin üzerinde olması nedeniyle yayla ve meralar geniş yer kaplamakta, Kuzey Batısında Palandöken Dağı, Kuzeyinde Kargapazarı Dağları, Doğu ve Güney Doğusunda ise Bingöl Dağları bulunmaktadır. Türkiyenin en önemli akarsularından Aras Nehri İlçenin sınırları içerisinden doğmaktadır. İklim olarak Doğu Anadolu’ya özgü, karasal iklimin hakim olduğu Tekman da yazlar kısa ve serin, kışları ise 7 – 8 ay gibi oldukça soğuk ve uzun geçer.

İlçe Oluşu
1946 yılına kadar Hınıs İlçesine bağlı bir köy iken 1946 yılında çıkarılan bir kararnameyle İlçe statüsüne kavuşmuş, halen 5 Mahalle, 66 köy ve bu köylerimize bağlı 53 mezrası bulunmaktadır. Daha önce İlçeye bağlı bulunan Bayındır, Hatunan ve ve Çimenözü Köyleri, coğrafi konumları nedeniyle Çat İlçesine, Erduran ve Dibekli Köyleri Hınıs İlçesine bağlanmış, Karayazı İlçesine bağlı bulunan Akdağ Köyü ise bu ilçeden ayrılarak ilçemize bağlanmıştır.

Coğrafi Yapısı

İlçemiz Erzurum İlinin Güneyinde bulunan Palandöken ve Kargapazarı dağları ile Bingöl dağlarının arasında ve kesişim noktasında bulunmakta olup, Doğusunda Köprüköy ve Karayazı İlçeleri, Güneyinde Hınıs İlçesi ile Muş ve Bingöl ve Muş İlleri, Batısında Çat İlçesi, Kuzeyinde Pasinler İlçesi ve Erzurum Merkez ile çevrilidir. İlçemizin yüzölçümü 2197 KM2 olup, denizden yüksekliği (Rakımı) ortalama 1800 ile 2000 metredir. Oldukça dağlık ve engebeli bir yerleşim alanına sahiptir. İlçemiz bitki örtüsü bakımından ormanlık alanı yok denecek kadar az olup, tipik bir bozkır görüntüsüne sahip olmasına rağmen özellikle güneyindeki Erzurum-Bingöl yaylarında geniş otlak ve çayırlar mevcuttur. Yıllık yağış ortalaması 500mm olup, yağışlar özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında yağmaktadır. Kışları oldukça uzun ve bol kar yağışlı geçmekte karla kaplı olarak geçen süre ortalama 200 gündür.

Aşkale:


Aşkale, Doğu Anadolu Bölgesinde, Erzurum ilinin 53 km batısında, Erzincan ilinin 120 km doğusunda yer almaktadır. Erzurum ilinin batısındaki son ilçesi olan Aşkale’nin, doğu- batı uzunluğu 50 km, kuzey- güney uzunluğu 46 km ve yüzölçümü 2300 km2 olup, ortalama rakımı (denizden yüksekliği) 1650 m’ dir. İlçe, doğusunda İlimize bağlı Ilıca ilçesi, batısında Erzincan iline bağlı Çayırlı ve Tercan ilçeleri, k0uzeyinde Bayburt ili ve Ilıca ilçesi, güneyinde ise Erzurum’a bağlı Çat ve Erzincan’a bağlı Tercan ilçeleri ile çevrelenmektedir.

Batı-doğu istikametinde uzanan (E 80) transit yolu üzerinde konumlanan Aşkale, Erzurum-Erzincan ve Erzurum-Bayburt-Trabzon yollarının kesiştiği yerde, tarihi İpek Yolu üzerinde bulunmaktadır. Aşkale, arazi yapısı itibariyle , Palandöken dağlarıyla Otlukbeli ve Gavur dağları uzantılarının adeta kolları arasına aldığı ve Karasu Vadisi’nin açmış olduğu çöküntü içindedir. Aynı zamanda doğu – batı istikametinde uzanan iki fay hattı arasında kalan İlçe, birinci derecede deprem kuşağında bulunmaktadır. 24-28 Mart 2004 tarihlerinde meydana gelen depremler ilçemizde can ve mal kaybına neden olmuştur. Bölge genellikle dağlık olup, bu dağlar volkanik yapıdadır. Erzurum ilinin güneyinde bulunan Palandöken dağları, Aşkale’de çeşitli kollara ayrılarak alçalmaktadır. Bu kolların önemli olanları: Dumanlı 2700 m, Güllü( 3250 m), Meryem (2660 m) ve Kılıçkaya (2665 m) dağlarıdır. Kuzeyde uzanan Otlukbeli ve Gavur dağları, Aşkale bölgesinde Akbaba (2600 m), Yaserçöl (2330 m), Karahalil (2770 m), Yapraklı (2600 m), Çengel (2900 m), Cecan (2975 m) dağları ile Kop dağı (2600 m) bölgesinde düğümlenmektedir. Bir kısmı da meralarla kaplı olan İlçe arazisi genelde kalkerlidir. Bu arazide, maden devrine ait linyit ve bol miktarda krom yatakları bulunmaktadır.

AŞKALE ‘NİN TARİHİ
Haziran 1829 tarihinde Ruslar tarafından işgal edilen Aşkale, 14 Eylül imzalanan Edirne Muahadesi ile Rus işgalinden kurtarılmış, 1877 – 1878 Osmanlı – Rus Harbinde ( 93 Harbi ) Ruslar tarafından ikinci kez işgal edilmiştir. Bu işgal sırasında Aşkaledeki kömür yataklarına önem veren Ruslar, şoseden Yeniköye kadar demir yolu inşa etmişlerdir. Halkın “Darhat” dediği dakovil yolunun, aslında hem ulaşım, hem de Kükürtlü kömürünün nakli için inşa edildiği anlaşılmaktadır. Aşkale, I. Dünya Savaşı sırasında 16 Şubat 1916da, Ruslar tarafından yeniden işgal edişmiş, ancak 1917 yılında Rusyada çıkan Bolşevik İhtilali nedeniyle, Rus birlikleri yerlerini dörtyüz kadar eli silahlı Ermeni çetesine bırakarak çekilmişlerdir. Tarihin talihsizliğinin yaşandığı bu dönemde Aşkale, tarihinin en karanlık günlerini Ermeni zulmü ile yaşamıştır. Ermeniler çirkin yüzlerini Aşkale yerli halkı üzerinde yapmış olduğu akıl almaz zulüm ve işkencelerle göstermiş, barbarlıklarını tarih sahnesine bir kez daha yansıtmışlardır. Bu karanlık günler, Kazım Karabekir komutasındaki düzenli ordunun taarruzuna milis güçlerinin de katılımıyla sona ermiş, 3 Mart 1918’de Aşkale işgalcilerden kurtarılmış ve asli sahiplerinin eline geçmiştir. Milli Devletin kuruluşu aşamasında, toplanan milli kongrelerde Aşkale delegeleri aktif rol oynamıştır. Bu arada Erzurum Kongresi için teşrif eden Mustafa Kemal Paşa’nın, 3 Temmuz 1919’da Aşkaleden geçişini ve Ülkenin 29 Ekim 1923te Cumhuriyet yönetimine girişini coşku ile yaşayan Aşkaleliler, daha sonra Mustafa Kemal Paşanın Reis-i cumhur sıfatıyla, Eylül 1924 sonunda Aşkale yöresinden Yeniköy yolunu kullanarak Hasankale’deki deprem bölgesine gidişini mutlu bir anı olarak tarihlerine kaydetmişlerdir. Aşkale, 1923de Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yapılan mülki taksimatta nahiye olarak, o zamanlarda Erzurum iline bağlı olan Tercan ilçesine bağlı iken, 1935 yılında Tercan ilçesinin Erzincan iline bağlanması üzerine, yine nahiye olarak Erzurum merkezine bağlanmıştır. Atatürk’ün son zamanlarında Aşkale’de mutlu bir hadise daha yaşanmış ve bu güne kadar hüküm süren çeşitli devletler zamanında köy ve nahiye konumunda olan Aşkale, 1937 de kaza olmuştur.
OLTU:

TARİHİ

Tarihi kaynaklarda Olti’k, Oltu’m, Okhti’k veya Oltu’si (Olti’ler) diye geçen Oltu’nun tarihi günümüzden yaklaşık olarak 3000 yıl öncesine dayanır. Tarihi devirler boyunca çeşitli devletlerin egemenliği altında kalan, Oltu başlangıçta bir kale yerleşmesi olarak kurulmuş, daha sonra uzunca bir dönem kale ve dış surlar içerisinde gelişmesini devam ettirmiş, bir ara Çıldır Sancağının merkezi olmuştur. Kuskusuz bu durum Oltu’nun stratejik bir konumda yer almış olmasından kaynaklanmaktadır. Çünkü yerleşim yeri Doğu Anadolu Bölgesini, Kuzey Doğu Karadeniz kıyılarına, Kuzey doğuda ise Kafkaslara bağlayan eski yollara Kontrol altında tutabilecek bir konumda bulunmaktadır.

Böylesine tarihi ve coğrafi bir öneme haiz bir bölgenin araştırılması, incelenmesi elbette çok büyük çabalar gerektirmektedir. Bu çalışma hazırlanırken tek düşünülen şey yüzyılların ihmaline uğramış, kahramanlar diyarı ilçemize ufakta olsa hizmet etmektir. Amaç Türk milli mücadele tarihinde, uzun bir tarihi geçmişe sahip Oltu’nun da şerefli bir yeri olduğunu ortaya koymaktadır.

COGRAFI KONUMU

Coğrafi yapısına gelince Oltu İlçesi, Doğu Anadolu Bölgesinin kuzeydoğusunda yer alır. Ancak yüzölçümünün çoğunluğu Doğu Karadeniz Bölgesi sınırları içerisindedir. Oltu Çayı vadisinde kurulan ilçe 1380 Km2 lik yüzölçümüne sahiptir. Rakımı ise 1275 metredir.

İlçenin doğusunda Şenkaya, kuzeydoğusunda Olur, kuzeyinde Yusufeli ve Uzundere, batısında Tortum ve güneyinde Narman İlçeleri bulunmaktadır. İlçe konum olarak 41-59 doğu boylamları ile 40-34 kuzey enlemleri arasında yer alır. Coğrafi bakımdan dağlık ve ormanlık bir yapıya sahiptir. En yüksek tepeleri Akdağ 3030, Kırdağ 2000 m.dir. İlçenin batısında Uzundere İlçesi Yayla Mahallesinden başlayan ve doğuya doğru alçalarak genişleyen vadinin alt kısmındaki topraklar alüvyonlu verimli topraklardır.

İlçede vadi boyunca yükselen 50-500 mt civarında irili ufaklı tepeler bulunmaktadır. İlçeyi ikiye bölen Oltu Çayı, Uzundere İlçesi Yayla Mahallesinden çıkan Sivri Dere ile İlçenin batısından gelen Narman Çayı İlçenin 5 km. batısında birleşerek Çoruh Nehrine akmaktadır. Yaz aylarında suyu azalmaktadır.

İlçe rakımının düşüklüğü nedeniyle Doğu Anadolu Bölgesi’nin sert kara iklimine Oltu Vadisi boyunca rastlanmaz. Yüksek kısımlar ile vadi boyu arasında iklim farkı önemli derecededir. İlçede yıllık sıcaklık ortalaması 10.2 C dir. En yüksek hava sıcaklık Temmuz-Ağustos aylarında olup 1998 yılında en fazla sıcaklık ayı 31.4 C olmuştur. En düşük hava sıcaklığı ortalaması Aralık, Ocak, Şubat ayları itibarı ile 9.3 C dir. İlçede yazlar sıcak ve kurak kışlar ise az yağışlıdır. Yıllık yağış ortalaması ( Son 10 yıllık ) 29.6 M3 kg.dır. Rüzgarlar genellikle kuzey yönünden eser ve ortalama hızı 2.0 kt/sn (Kuvvet/saniye) dir.Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

İlçe ormanlık alanlarında sarıçam, karaağaç, pelit ve kavak gibi ağaç türlerine rastlanır. Oltu Vadisi boyunca söğüt, kavak ve meyve ağaç toplulukları bulunur. Gittikçe azalan orman örtüsü sebebiyle İlçe ve çevresinde erozyon olayı mevcuttur.

OLUR:

TARİHÇE

İlçenin ilk bilinen adı Tavusker’dir. Tavusker adı ise eski tarihi kaynaklara göre Kafkasya’da Derbent kesimlerinde yaşayan Saka-İskit Türk boylarından biri olan Ta-Ok lardan gelmektedir. İlk zamanlarda bu Türk boyunun yaşadığı alana Dav-Eli denilmektedir. Daha sonraları ise Tahoskar zamanla Tavusker şekline dönüşerek günümüze kadar gelmiştir. Bu ad ise tahminlere göre M. S. 350 yılından itibaren kullanılmaktadır. Olur adının ise yörede yapılan “lor peyniri”nden geldiği söylenilmektedir. Anlatılanlara göre Olur’a Devlet büyüklerinden biri gelir, ona lezzetli olan bu lordan ikram edilir. İkram edilen bu lor peyniri Devlet büyüğünün hoşuna gider. Gittiği yerde çevresindekilere “Şimdi o lordan olsa da yesek” der. Bunun üzerine ilçeye ‘OLOR’ daha sonra OLUR denildiği rivayet edilir.

Selçuklular zamanında ilçemiz Saltukoğulları Beyliği’ne bağlı olarak kalmış bu durum Moğol istilasına kadar devam ederek, istila sonrası Moğollara bağlanmış, daha sonra Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethiyle ilçe civarları da Osmanlı sınırlarına dahil olmuştur. 15. yüzyıl ortalarında Ahıska, Şavşat, Çıldır, Ardanuç, Tortum, Oltu, Olur, Yusufeli adı ile beş bölgede beş kola ayrılan Atabekler yurdu olarak ilçemiz de anılmaktadır.

Asıl buhranlı dönem, yörede “93 Harbi” denilen, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ile başlamıştır. Bu savaşta Doğu Cephesi komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın Rusları Zivin Gedikler Muharebesi’nde yenmesine rağmen bu başarısı üstün Rus kuvvetleri karşısında Osmanlı ordusu Erzurum’a çekilmek zorunda kalmıştır. 1878’de Ruslarla yapılan Berlin Antlaşması ile Batum, Kars, Ardahan, Eleşkirt, Doğubeyazıt, Oltu, Şenkaya ve ilçemiz dahil bölgemiz Ruslara savaş tazminatı olarak verilmiştir. 1917 yılında Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali nedeniyle yörede bulunan Rus birlikleri birtakım ağır silah ve mühimmatı bölgedeki Ermenilere bırakarak çekilmişlerdir. Silah ve cephane yönünden güçlenen Ermeniler Oltu Sancağı’nın Olur’a bağlı 26 köyünde sürekli katliam yaparak köyleri acımasızca yakıp yıkmışlardır. Bunun üzerine bölgede silahlı milisler oluşturularak yöre halkı örgütlenmiştir. Örgütlenen yöre halkı Ermenilere karşı direniş hareketleri başlatmıştır. Daha sonra 6. Tümen komutanı Yarbay Gürsel Bey komutasındaki birlikler 25 Mart 1918 de Oltu’yu; aynı birlikler Olur çevresinde oluşturulan milis kuvvetleri ile birilikte 28 Mart 1918’de de Olur ve civarını da düşman işgalinden kurtarmışlardır.

İlçe 1958 yılına kadar Oltu ilçesine bağlı bucak olarak kalmış 1958 yılında ise ilçe olmuştur.

ILICA:

Ilıca İlçesi Tarihçesi

Ilıca İlçesinin ilk yerleşme yeri, Karasu ile Pulur Çayı arasındaki verimli bölgedir. Bu bölgenin sınırları içinde yer alan Karaz (Kahramanlar Köyü)’da yapılan kazılar ve arkeolojik araştırmalar buradaki hayatın Milattan Önce 4000 yıllara kadar uzandığını göstermektedir.

Ilıca sırayla; Huriler, Hayaşa, Azzi Kralığı, Urartular (M.Ö. 900-600), İskitler, Medler ve Perslerin istilasına uğramıştır. M.Ö. 65 yıllarında Romalıların hakimiyetine geçmiştir. M.S. 1040 ile 1063 yıllarında Büyük Selçuklu Devleti Komutanlarından İbrahim Yınal ile Kutalmış, Erzurum’u ele geçirmek için Ilıca’da ordugah kurmuşlardır. Malazgirt Zaferinden sonra Ilıca tamamen Türklerin eline geçmiştir.
1080 yıllarında Ilıca’yı ele geçiren Saltukoğulları Kaplıcaların etrafını kerpiç duvarlarla çevirmişlerdir.1230 yılında Konya Selçuklularının eline geçen Ilıca, 1242 yılanda Anadoluyu istila eden Moğollar tarafından yağmalanmış, Moğol Kumandanı Baycunoyan karşı koyan halkı ve idarecileri çermiklerde (Kaplıca) boğdurmuştur. İlhanlı Hükümdarı Kazan Han (1295-1304) Ilıca’yı ele geçirerek, burada kaynayan sıcak suyun keskin kaya parçalarını kırdırmış, Gürcistan’dan gelen Seyit Baban tarafından kil,kum ve Aşkale yakınlarından çıkarılan toprak karışımı ile sıcak suyun etrafına düzgünce bir havuz yaptırmıştır.

1385 Yılanda Ilıca, Kara koyunlu Hükümdarı Kara Mehmet, 1387’de Timur un eline geçmiştir. Osmanlıların eline geçtik ten sonra Osmanlı Sultanları Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman doğu seferinde Ilıca’yı konaklama yeri olarak kullanmışlardır. Bazı kaynaklara göre Kanuni Sultan Süleyman Kaplıcalarda yıkanarak buraya “Çermük-İl” demiştir. Osmanlı Devletinin Sınırları içerisinde Çermük (Ilıca) Erzurum’un 9 köylü bir nahiyesi idi.

Romalılar döneminden önce ” Karloi Karnak” adını alan Ilıca’nın ismi halkın kaplıcaya “Çermik” demesinden ileri gelmektedir.
Bir çok kez işgal ve istilaya uğrayan Ilıca; 1 Cihan Harbinde General Yudeniç kumandasındaki Rus Ordusunun 16 Şubat 1916 günü Erzurum’u işgaliyle geri çekilen Türk Ordusunu takip ederken 16-17 Şubat 1918 gecesi vukuu bulan şiddetli çarpışmalardan sonra Rusların eline geçti. Rus Askeri ,Tarihçisi Korsun ” Erzurum Operasyonu” adlı eserinde “18 Şubat Saat 14.00’da 156. Elizavetplski Piyade Alayı öncü kuvvetlerinin Ilıca’yı ele geçirdiğini yazmaktadır. Böylece Rus İşgaline düşen Ilıca’da ahali kış ayının şiddetine rağmen Erzincan üzerinden Kayseri, Adana, Sivas ve Tokat gibi iç bölgelere gittiler. Bu göç esnasında soğuktan ve açlıktan çok sayıda Türk yollarda hayatını kaybetmiştir.Ilıca için 17-18 Şubat 1916’da başlayan bu acılı günler 2 yıl kadar devam etti. Erzurum’u işgal eden Rusların 1917 Bolşevik İhtilalinden sonra çekilip burayı Ermenilere bırakmaları neticesinde zulüm ve felaketlerin ardı arkası kesilmemiştir.Ilıcada da Ermeni vahşeti bütün gücü ile kol gezmişti. Öldürülen insanlar Camii avlusunda (Eski Camii) istiflenerek yakılmıştır. Ahmet Refik Bey 1918’de Erzurum’a giderken Ilıcadan da geçmiş ve ölenlerin sayısının 2000 civarında olduğunu nakletmiştir.

Bu arada Suşehri’nde bulunan 3. Ordu Komutanı Vehip Paşa 10 Ocak 1918 de 1. Kafkas Ordusu Kumandanı Kızım Karabekir’e Erzincan, Erzurum, Sarıkamış yönünde hareket emrini verir. Türk Ordusu Rus Ordusunun boşalttığı bölgelerde Ermeni Mezalimini haber aldıkça uykuya, açlığa ve kışa bakmadan ilerledi 6 Mart’ta Mama Hatun’a gelen 1. Kafkas Kolordusu, Ermeni Vahşet ve Mezaliminin Erzurum Bölgesini de silip süpüreceğini düşünerek Suşehri’ndeki Ordu Kumandanlığından hareket için emir ister ve 7 Martta Erzurum’daki Ermenilerin reisine, 1877 sınırına kadar olan yerlerin Türkiye’ye ait olduğunu, karşı çıkacak silahların asi sayılacağına ve en geç 9 Mart 1918 akşamına kadar Erzurum’un teslim edilmesi gerektiğini bildirir.

Kolordu Karargahını Ilıca’nın batısında bulunan ilçeyi bağlı Alaca Köyüne Taşıyan Kazım Karabekir, Burada Ermeniler tarafından yapılan katliamı şöyle anlatmaktadır: “Köyü dolaştım Facianın en müthişi burada idi süngülenmiş veya yakılmış cesetlerin başındaki ağlama ve bağrışmalar insanın tüylerini ürpertiyordu.Süngülenmiş memedeki çocukları kucağına almış bazı analar saçlarını yoluyorlardı. sanıyorum ki yer yüzünde bu kadar feci bir sahneyi gören gözler pek mahtutdur.”

Alaca gerçekten Erzurum köyleri arasında en fazla tahribata ve insan kaybına uğrayan köylerdendi.
(1986 Yılında yapılan kazıda 278 insana ait kalıntılar bulunmuş Ermeni vahşeti Basın Yayın araçları ile kamuoyuna duyurulmuştur.)
Kazım Karabekir Paşa Ordu Kumandanı’nın bir hafta beklenmesi emrine rağmen durumun vahameti karşısında 10 Martta harekete devam etme kararını verdi 11 Mart sabahı güneş doğmadan Türk Ordusu ileri harekete başladı Saat 06.00’da Ilıca’nın 500 mt batısından Ermeniler Türk Ordusuna ateş açmışlarsa da 15 dk içerisinde geri püskürtüldüler Ilıca’ya cepheden, güneyden ve Ağa Köprüsünün kuzeyinden hücuma geçen Türk Ordusu, 2 Saatte yakın süren şiddetli çarpışmalardan sonra Saat 08.00’de Ilıcaya girerek buraya 2 yıl sonra yeniden Ay Yıldızlı Bayrağımızı astılar ve böylece 11 Mart 1918’de Ilıca’nın esaret günleri sona erdi.

Öte yandan Mustafa Kemal Paşa ve Arkadaşları Milli Mücadele Yıllarında, Erzurum’a teşriflerinde 3 Temmuz 1919 günü ikindi üzeri Ilıca’ya varmışlar ve trenden inerek kaplıcaların önünde bir kahve içmişlerdir.
Ilıca’nın İlçe Oluşu
Ilıca İlçesi 09/05/1990 gün ve 3644 sayılı 130 İlçe Kurulması Hakkında Kanun ile kurulmuştur. Fiilen faaliyete 06/08/1991 günü başlamıştır. İlçemize bağlı köy sayısı 49 olup İlçe merkezine bağlı 22 adet mahalle bulunmaktadır.

İlçemiz Son Nüfus sayımına göre İlçe Merkezi nüfusu 18.000,köy nüfusu 12.252 olup toplam nüfus 30.252’dir

COGRAFI KONUMU
Erzurum İlinin batısında bulunan Ilıca’nın kuzeyi İspir İlçesi,güneyi Erzurum, doğusu Erzurum, kuzey doğusu Tortum İlçesi, ve kuzey batısı Bayburt İli ile sınırdır.
Erzurum ovası üzerinde kurulu bulunan Ilıca’nın batısında Daphan ovası bulunmaktadır. Ilıca’nın kuzeyi 3.288 m Yükseklikteki Kargapazar dağları ile çevrilidir. Ilıca ve Merkez Köyleri Erzurum ovası ve Daphan ovası üzerinde bulunmakla birlikte, kuzey tarafta bulunan Ovacık bucağı dağlık ve engebelidir.

Ilıca’nın toplam yüzölçümü; 1702 Km2 olup, rakımı 1812’dir.

ÇAT:

TARİHÇESİ
Çat İlçesi XVIII. Asrın başlarında Osmanlı Sipahileri Tarafından İlçemize 17 Km. uzaklıkta bulunan Yavi Beldemiz civarında kurulmuş XIX. Asrın başlarında Dersim tarafından gelen Türk Aşiretleri ile birleşmişlerdir. Birinci Dünya Savaşından sonra Kığı İlçesine bağlanmış, daha sonra coğrafi konumu sebebiyle Tercan İlçesine bağlanmıştır. Yavi Bucak Merkezi İken 1936 yılında Aşağıçat Köyü İlçe Merkezi olmuş, 1939 yılında idari bağlılığı değiştirilerek Aşkale İlçesine bağlanmıştır. 1946 yılında Oyuklu Köyü adı altında Erzurum İline bağlanmıştır. 1954 yılında ise Oyuklu Köyü Çat adı altında İlçe Merkezi haline dönüştürülmüştür.

İlçemizin bulunduğu topraklar yüzyıllar önce çeşitli akınlara maruz kakmıştır. Anadolu’ya yönelik Türk akınları özellikle Doğu Anadolu da yurt edinmek isteyen başta Selçuklular olmak üzere birçok Türk boyları Erzurum’a yaptıkları akınlarda İlçemiz topraklarına da akınlar düzenlemişlerdir.

Yıllarca Rus işgalinde kalan İlçemiz Rusların çekilmesiyle birlikte Ermeni mezalimlerine maruz kalmış çok sayıda insanımız hunharca katledilmiş, köyler yakılmış yıkılmıştır.

COĞRAFİ YAPI

İlçemiz Erzurum İlinin güneyinde yer alan Palandöken dağların güney batısındaki 1960 rakıma sahip, volkanik ve kayalık, etrafı tepelerle çevrili bir arazi görünümü arz eden yüksek platoların geniş alanlara yayıldığı, fazlaca düzgün arazinin olmadığı kısmen çorak ve tuzlu topraklara sahip bir yapıda olan İlçemizin Doğusunda Tekman İlçesi, Batısında Tercan İlçesi, Kuzeyinde Erzurum İli ve Güneyde Bingöl İli, Karlıova ve Yedisu İlçeleri ile çevrilidir. 1986 yılında hizmete giren Erzurum – Bingöl Karayolu İlçemizden geçmektedir. Erzurum İline 52 Km. uzaklıkta olan İlçemiz Bingöl İlinin Karlıova İlçesine 61 Km. mesafededir. Yüzölçümü 1386 K olup, Palandöken dağları eteklerinden gelen Tuzluca ve Ağa köyü çayları İlçeyi iki taraftan çevirir.

İKLİM
Tipik karasal iklim özelliği taşıyan İlçemizde kış ayları şiddetli olup, yaz ayları sıcak ve kurak geçer. Yağmur genelde bahar aylarında yağar. Kış aylarında ısı derecesi -10, -18 derece olup, zaman zaman -35, -40 dereceyi bulur. Yoğun kar yağışı ve tipi kış aylarında İlçemizin bazı Köylerimizle bağlantısını kesmekte ise de ilçemizde bulunan Köy Hizmetleri Bakımevi Ekiplerinin yoğun çalışmaları ile kısa zamanda köy yollarımız ulaşıma açılmaktadır.

HINIS:

TARİHÇE
Hınıs ilçesinin kuruluş tarihçesi hakkında kesin bir bilgiye rastlanılmamaktadır. İlçenin tarihi hakkındaki malümat Halilçavuş bucağına bağlı Göller köyünden (Rüştü KÜRÜK) isimli şahsın kitapları arasında çıkan “ Mevcut Konusu Naci“ adlı eserden alınmıştır. Öğrenildiğine göre Hınıs ilçesi m.ö. 1400 yıllarında bir Ermeni Beyliği iken zapt edilmiştir. Uzun süre İranlıların egemenliğinde kalan Hınıs Bizanslıların eline geçmiş ve 1071 yılında Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ ın Malazgirt zaferi ile Selçukluların idaresine geçmiştir.

Anadolu Selçukluların son zamanlarında İranlılar Hınıs’ ı ikinci kez elegeçirmişler bu devrede İranlılar tarafından Hınıs Kalesi yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun yükselme devrinde İranlılardan alınmıştır. Osmanlı imparatorluğu devrinde iki defa Mutasarıflıkla idare edilmiştir. İlçe hakkında başkaca bir bilgi kayıtlarda mevcut değildir.

COĞRAFİ YAPI

Hınıs ilçesi Erzurum ilinin güneyinde engebeli ve çevresi dağlarla kaplı 1720 rakımlı ova üzerinde kurulmuştur. Bölgenin etrafı yüksek dağlarla çevrilidir. Bu dağlar batıda Bingöl dağları, güneyde Akdoğan dağları doğuda Ak dağları, kuzeyde Kanca dağları ve Karya dağı ile çevrilidir. Bu dağlarla bilhassa Bingöl dağları üzerinde yayla ve platolar mevcuttur. Arazi genellikle çıplak bir görüntüye sahiptir. Tarım alanları azdır. Yağışlı havalarda çamur ve kaygandır. İlçede en yüksek rakım Bingöl dağları üzerindeki KOF tepesidir. (3070 m) Ak dağlar (2953 m) Akdoğan dağı (2879 m) Kulluca tepesi (2754 m) en düşük rakım ise Hınıs ve çevresi olup ilçenin tamamının rakımı (1650 m) civarındadır.

NARMAN:

TARİHÇE

Tarih boyunca Narman sırasıyla Namirvan, İd (Bayram) ve Narman adlarıyla anılmıştır. Bilindiği üzere Anadolu bir medeniyetler merkezi görünümünde olduğundan Narman da bu istila ve işgaller neticesinde çeşitli medeniyetlerden nasibini almış bir yerleşim merkezidir. Bu cümleden hareketle Narman tarih boyunca sırasıyla Urartu, Kimmer, Saka, Med, İskit ve Perslerin hakimiyeti altında kalmıştır. Medlerin hakimiyeti İskit ve Saka Türkleri tarafından M.Ö. 714 yılında yıkılmıştır. Daha sonra bölge dolayısıyla Narman tekrar Medler ve Perslerin istilasına uğramıştır. Bu işgal M.Ö 64 yılına kadar devam etmiş olup, bu tarihten sonra Roma İmparatorluğunun eline geçmiştir. Roma İmparatorluğu M.S 395 yılında ikiye ayrılınca Kuzey doğu Anadolu bölgesi ve Narman Bizans sülalesine bırakılmıştır. Bizans idaresi M.S. 503 yılında Sasanilerce son verilmiştir. Sasanilerin hakimiyeti ise M.S.642 yılında Müslüman Araplar tarafından yıkılmıştır. Bu tarihten sonra ilçe Emeviler ve Abbasiler Hükümranlığında kalmış olup, kısa bir aradan sonra tekrar Bizanslılar tarafından işgal edilmiştir. Bölgedeki Bizans hakimiyeti M.S. 1071 tarihinde Türklerin Anadolu’yu fethiyle birlikte Selçuklu Devleti topraklarına katılmıştır. Selçuklu hakimiyetinde olan bölgenin idaresi Saltuk Oğullarına verilmiş olup, Yönetimi Saltukoğlu beyleri tarafından yürütülmüştür.

M.S. 1243 Tarihinde bölge Moğol İlhanlı istilasına uğramış olup, M.S. 1335 tarihinde Karakoyunluların , M.S 1469 yılında Akkoyunluların ve M.S. 1473 yılında ise Otlukbeli Muharebesi ile Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı hakimiyetinde kalan Narman zaman zaman İran ve Rus istilalarına maruz kalmış, Ancak; kısa süreli ve yağmalama, talan şeklinde olan bu istilalar kısa süreli olmuş hakimiyet ve idare Osmanlıların elinde kalmıştır. Ancak Rusların 1826 ve 1856 yıllarında ve daha sonra yürütmüş oldukları büyük Kafkasya emelleri doğrultusunda bölgemiz ve dolayısıyla ilçemiz Kafkasya’dan göç eden muhacir Türklerin gözde yerleşim merkezlerinden birisini oluşturduğu tarih araştırmacıları tarafından bildirilmektedir. Zaten bölge ve ilçe halkının çoğunluğunun kökenini Ahıska muhacirleri oluşturmaktadır.

1877 – 1878 (93 Harbi) Osmanlı Rus savaşı döneminde Rusların Kars ve Erzurum’u işgali sırasında Narman 8 ay işgal altında kalmış Rusların geri çekilmek zorunda bırakıldıktan sonra Erzurum’u terk edip, Kars Ardahan ve Batum’a dönmeleri sırasında Narman bu işgalden kurtulmuştur. Ve Rus sınırı ile Osmanlı sınırı Narman sınırları ile çizilmiştir ve Narman merkezi bu dönemde ordu karargahı bazı köyleri ise kolordu ve alay karargahları olarak Osmanlı askerlerini 1878 tarihinden 1915 yılına kadar ağırlamıştır.

1914 yılında patlak veren I. Dünya Savaşını müteakip Kasım 1915 tarihinde Rusların şiddetli taarruzları karşısında Narman ve Erzurum tekrar Rus işgaline maruz kalmıştır. Bu istila Ekim 1917 yılına kadar devam etmiş Rusların bu tarihte bölgeyi terk etme zorunda kalmaları neticesinde silah ve mühimmatlarını bölgede bulunan ve Rus ordusu içerisinde eğitimleri yapılıp bölgeye getirilen çok sayıdaki Rus asıllı Ermeni asker ve Subaylara terk etmeleri neticesinde bölgenin askeri hakimiyeti Ermeni çetelerinin eline geçmiş ve bu tarihten itibaren bölge ve ilçe halkı çeşitli tahkir, hakaret ve zulme uğratılmaya başlanmıştır.Bu zulüm ve işkenceyi kabul edemeyen insan onurunu zedeleyen bu tavır ve davranışlarını kabullenemeyen ilçe halkı top yekun bir hareketle milis kuvvetleri oluşturarak Ermeni zulmüne son vermek amacıyla milli bir mücadeleye girişmiştir.

Yapılan bütün bu hazırlıklar neticesinde 18 Mart 1918 tarihinde şafakla birlikte büyük bir hücuma kalkan milis güçleri Ermeni komita ve çetelerini yapılan muharebe ile Narman dan söküp atmışlardır. Bu muharebelerde çok sayıda şehit verildiği gibi Ermeni işgali sırasında Ermeni çeteleri tarafından çok sayıda da kadın kundaktaki bebekler, yaşlılar ve hatta hamile kadınların karnındaki bebeklere varıncaya kadar süngülenip veya kapalı bir yerde kurşuna dizilerek insanlar hunharca ve zalimane bir şekilde öldürülmüşlerdir. Narman işte bu Ermeni zulmünden kurtuluşunun yıl dönümü olan 18 Mart gününü 1954 tarihinden beri her yıl düzenli bir şekilde Kurtuluş Şenlikleri ve Bayramı olarak geleneksel bir şekilde kutlamaktadır. Narman Sasaniler döneminde Namirvan Emevi ve Abbasiler ile Osmanlılar döneminde bayram günü feth edildiğinden dolayı bayram manasına gelen İYD (İd ) ve Cumhuriyet döneminde NARMAN adıyla anılmıştır. Osmanlılar döneminde kısa bir süre sancak olarak kalan Narman Tanzimat döneminden sonra kaza merkezi olarak Cumhuriyetin ilanına kadar idari yapıda yerini almıştır. 1926 Yılına kadar İlçe statüsünde olan Narman, 1926 Yılında Tortum’a gelen Teşkilatı Mülkiye Heyetince düzenlenen raporla ilçelikten lağvedilmiştir. 88 Köyünden 5 köyü Artvin ili Yusufeli ilçesine 5 köyü Kars ili Sarıkamış İlçesine, 18 Köyü ve Çamlıbel (Ardos) bucağı Oltu ilçesine dahil edilerek ilçemizi de İd Bucağı adı altında 57 Köyü ve Ayyıldız (Pitkir) bucağı ile birlikte Tortum İlçesine bağlanarak Narman ilçelikten Lağvedilmiştir. Böylece İlçemiz 1954 yılına kadar Tortum ilçesine bağlı İd bucağı olarak yönetilmiştir. İlçemizin Belediye Başkanı İhsan Erdem’in çalışmaları ile 01.06.1954 yılında yeniden ilçe statüsüne kavuşmuştur.

COĞRAFİ YAPI

Narman Doğu Anadolu Bölgesinin Kars bölümünde ilin, kuzey doğusunda yer almaktadır. Erzurum’a iki ana yol ile bağlantısı bulunmaktadır. Birisi kuzey batı istikametinden 96 Km lik Tortum Erzurum asfalt kara yolu, diğeri güney doğu istikametinde 105 Km lik Pasinler Erzurum asfalt ve kısmi (Pasinler Erzurum) arası duble kara yoludur.

Kuzeyde, Kuzeydoğu- Güneybatı istikametinde uzanan Karga pazarı dağları ile güneyde, Kuzeydoğu, Güneybatı yönünde uzanan Güllü dağları arasındaki havzada kurulmuştur. İlçe toprakları yönetim açısından, doğusunda Kars iline bağlı Sarıkamış, Batısında Tortum, Kuzeyinde Oltu, Güney ve Güneydoğusunda Horasan ve Hasan kale ilçeleri ile sınırlı bulunmaktadır. İlçenin yüzölçümü 1275 Km2 dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1640 metredir. İlçe merkezi çevresindeki dağ kütleleri arasında yer alan Çoruh nehrinin başlangıç vadisinde kurulmuştur. İlçeye bağlı köyler ise çevredeki yüksek dağ kütlelerinin eteklerine serpilmiştir.

KÖPRÜKÖY:

İLÇEMİZ HAKKINDA ÇEŞİTLİ BİLGİLER

İl merkezinin doğusunda bulunan ilcenin dogusunda Horasan, batısmda Pasinler güneyinde Karayazı ilçeleri bulunmaktadır. Pasinler Ovası içinde Aras Nehri’nin gectiği alanda kurulmuş olan ilçe merkezi deniz seviyesinden 1650 metre yüksekliktedir. Yüzölçümü 470 Kilometre karedir. Erzurum ve çevresi Türklerin eline geçmeden 40 yıl kadar önce Köprüköy fethedilmiştir. 1054 yılında Yağan kasabasına gelen Halil Dede yöre halkının islamiyeti kabul etmelerini sağlar. O zamanlarda çevrenin en önemli yerleşim yeri olan Avnik Kalesi’ndeki Bizans yöneticileri de müslüman olunca 29 tane köy Halil Dede’ye satılır. Satılan köylerden birisi de Köprüköy’dür. Rus işgalini de yaşayan Köprüköy 1990 yılında ilçe olmuştur. Çobandede Köprüsü, Avnik Kalesi, Soguk çermik(Deli çermik) kaplıcaları ve mesire yerleri ile iç turizm yönünden gelecek vaadetmektedir. Halkin başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Aras nehrinin sulama imkanlarından faydalanılan arazilerde daha çok şeker pancarı, patates ve ayçiçeği ekilirken; diğer tarım alanlarında arpa ve buğday ekilmektedir. Hayvancılık ise hemen her ailenin uğraştığı en önemli geçim kaynağıdır. İlçede iklim karasal olup, mevsim kışları soğuk ve uzun, yaz ayları ise kısa ve serindir. 2000 Genel Nufus sayımına göre ilçenin toplam nüfusu 23.092 kişidir.

ÇOBANDEDE KÖPRÜSÜ

Erzurum’un sınırları içerisinde yer alan Çobandede Köprüsü, İlhanlılar’ın veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılır. Aras Nehri üzerine, 7 adet kemer gözlü olarak inşa edilen köprüden, günümüze 6 gözü ulaşabilmiştir. Dönemin önemli yapılarından biri olan tarihi köprü, günümüzde koruma altına alındığından kullanılmıyor.

DELİ ÇERMİK

Köprüköy (Deli Çermik) Kaplıca suları: Kaplıca suyu ; Bikarbonatlı, sodyumlu, kalsiyumlu, karbondioksitli, demirli ve bromürlü bir bileşime sahiptir. Sindirim sistemi böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı ve kalp hastalıkları, metabolizma bozuklukları ve romatizmal rahatsızlıklara olumlu etki yapmaktadır. Suyun sıcaklığı 26 0C. olup Ph değeri 6.12 dir. Akım değeri ise 101 lt/sn. dir. Köprüköy İlçemizde yer alan bu kaplıca il merkezinden 56 km. ilçe merkezine 3 km uzaklıkta olup, Erzurum-Ağrı-Kars karayolu üzerinde olduğundan ulaşımı çok rahattır.

AVNİK KALESİ

Avnik(Güzelhisar), Erzurum İli’nde, Köprüköy İlçesi’nin güneyinde, aynı ismi taşıyan akarsu kenarında, bir köydür. Hemen kuzeyinde yükselen tarihi Avnik Kalesi, ilk çağdan günümüze kadar tarihi birçok hâdiseye sahne olmuştur. İlk adı bilinmiyor. Persler veya Sasaniler devrinde, Ab-Nîk adı ile tarihte yerini almıştır. Bizans kaynaklarında ise Abnikon diye kullanılmıştır. Konstantinos Porphyrogennetos ve sonraki tarihçiler bu adı devam ettirmişlerdir. İbrahim Yinal ve Tuğrıl Bey de doğudaki akınları sırasında bu kaleden geçmişler ise de alamamışlardır. 1071 zaferinden sonra Türk hâkimiyetine sokulmuş ve özellikle Saltuklular Ahlatşahlar ile burasını sınır kalesi olarak seçmişlerdir. Zivin, Micingerd ve Şosik kaleleri de buraya komşu idi. Moğol istilâsı sırasında Anadolu’ya gelen aşiretler kaleyi ele geçirmemişler, sadece yaylalarından faydalanmışlardır.

Avnik, İlhanlılar zamanında epeyce vergi veren beldeler arasında idi. Tebriz-Sivas arasındaki Şahrâh-ı Garbî buradan geçirilmiştir. Çoban Köprüsü ve yanı başındaki Han’ın-Hasan Kalesi’nin koruması yine Avnik’çe sağlanmıştır.

Karakoyunluların Aras kenarındaki ve Nahcivan’daki Alınca Kalesi’nden sonra ikinci önemli kalesi Avnik’tir. Temürleng, doğuya geldiğinde, Mısır Hoca tarafından savunulan kale, Taharten’in de araya girmesi ile kendisine teslim olmuştur. Atlamış ve Doladay’ın yönettiği kale, 1403 yılında, Temürlü ailesinin yuğ merasimi için toplandığı yer olmuştur. Kara Yusuf, daha sonra burayı Temürlülerden aldı. Ruj Gonzales de Clavijo 1404’te Avnik civarından, Işkı’dan geçti. Şahrûh-Kara Yusuf mücadelesinde, meşhur Eleşkird Meydan Savaşı, Avnik yakınlarında yapılmıştır.

Karakoyunluların yıkılışında Avnik, Türkmenlerin başlıca sığınağı idi. Bu aileden Şah Kubad, bir müddet Avnik’te oturdu. Akkoyunlular, XV. yy’ın ikinci yarısında, Karakoyunluları buradan çıkardılar. Uzun Hasan’ın, Gürcistan seferi sırasında buraya uğradığı da biliniyor.

Kitab-ı Diyârbekriyye’de ki kısa tanıtmalar Avnik’in önemini bir kere daha ortaya koymaktadır. Avnik, Osmanlı idaresine Kanûni Sultan Süleyman zamanında girmiştir. Köprüköy’ün önemli kalesi olarak, tarihi rolünü sürdürmeye devam etmiştir.

UZUNDERE:

TARİHÇE
Uzundere ilçesinin 3000 yıllık bir tarihi geçmişi olup, Uzundere İlçesi tarih içerisinde; Etiler, İskitler, Sakalar, Persler, Çoruh, Bulgarları, Doğu Romalılar, Suvarlar, Abbasiler, Sasaniler,
Ardahan – Artvin Bağratlı Devleti Vaspurakan Krallığı, Selçuklular, Ata Beyler, Moğollar, Karakoyunlular, Akkoyunlullar, Osmanlı Devleti gibi millet ve devletlerin hakimiyeti altında kalmıştır, Kanuni Sultan Süleyman döneminde. Osmanlı Devleti hakimiyeti altına girmiştir.
1883 tarihli Erzurum vilayet salnamesinde Uzundere nahiyesinin nahiye müdürü Şerif Ağa’dır.
1.Dünya Savaşı’nda Rus işgali altına düşen ilçemiz halkı 1916 yılında Rusların ve onların silahlandırdıkları Ermeni Taşnak çeteleri zulmünden korunmak için Anadolu’nun batısına doğru Sivas, Malatya, Çorum, Tokat gibi illere göç etmişlerdir. Bu olaya tarihimizde muhacirlik denmektedir. İşgaller üzerine Uzundere halkıda boş durmuyor. Dikyar’lı Hafız Mustafa Efendi yardım kampanyası açarak askerimize günlerce merkep sırtında erzak taşıyor. Yerli milisler vasıtası ile Ermeni çeteleri uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Dikyar’lı Derviş Bey ve arkadaşları vasıtası ile düşman bölgemize sokulmamaya çalışıyor.
Erzurum istikametinden gelen askerlerimiz sayesinde Uzundere ilçesi 16 Mart 1918 tarihinde Ruslardan ve Ermeni çetelerinin işgalinden kurtarılıyor.
Eskiden Tortum ilçesine bağlı bucak merkezi olan Uzundere (Azort) 1987 yılındaki idari taksimatla ilçe olmuştur.

COĞRAFİ YAPI VE İKLİM

İlçe Erzurum-Artvin karayolu üzerinde, Tortum çayı vadisinde kurulmuştur. Erzurum’a 84 km. mesafede olup, Doğu Anadolu Bölgesinin Doğu Karadeniz Bölgesiyle sınır teşkil ettiği bölgelerden birisidir. Doğuda Oltu, batıda İspir, kuzeyde Artvin ili Yusufeli ilçesi ve güneyde Tortum ilçesiyle sınırlıdır. İlçenin denizden yüksekliği 1050 metre, yüzölçümü 840 km²’dir. 6.625.000 m² büyüklüğündeki Tortum gölü ilçe sınırları dahilindedir. Gölün uzunluğu 10.800 metre ve genişliği 600-1000 metredir. Derinliği 40-50 metre olan gölün rakımı 1027 metredir. 22 metre genişliğinde ve 50 metre yüksekliğindeki Tortum Şelalesi ile çok sayıda küçük ölçekli göller yine ilçe içerisindedir. Oltu çayı ve İspir suyu ile birleşen Tortum çayı Çoruh adını alarak Karadeniz’e dökülür. İklim, genellikle Doğu Karadeniz Bölgesinin hakim iklimidir. Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Ziyaret Tepe (2755 mt.), Tav Dağı (2244 mt.), Murat Tepe (2234 mt.), Kıllı Dağ (2530 mt.) Hergavur Dağı (2835 mt.), Ak Dağlar (3030 mt.) ve Mescit Sıradağları (3238 mt.) ilçenin en önemli yükseltileridir. Ormanlarda en çok sarıçam, meşe, ladin, ardıç, karaağaç, kavak ve ıhlamur bulunur.

Bölgede iklim, genellikle doğu karadeniz bölgesinin hakim iklimidir. Yağışlar genellikle ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde görülür. Vadi içlerindeki mikro klima iklim özelliği sayesinde ilçemizde narenciye üretimi dışında tüm sebze ve meyve üretimi yapılmaktadır. Havzada yıllık ortalama sıcaklık 8 derece ortalama yağış 435 mm’dir.

HORASAN:

TARİHÇE
1071 Malazgirt savaşıyla Anadolu büyük ölçüde Selçuklu Devleti hakimiyetine girmiştir. Bu savaş öncesinde ve sonrasında İran Horasan’ından gelen Türk toplulukları o zamana kadar ismi ÜSKÜHAT olan yere Horasan ismini vererek yerleşmişlerdir.

Sonraki dönemlerde bölge sırasıyla Saltuk Oğulları Beyliği, Anadolu Selçuklu Devleti, Moğol Hakimiyeti (1256 – 1340), Çoban Oğulları ve Ertana Beylikleri, Karakoyunlu Devleti, Moğollar ve Safavi Devleti Hakimiyetinde kaldıktan sonra 1514 Çaldıran Savaşıyla birlikte Osmanlı Devleti hakimiyetine girmiştir.

Osmanlı döneminde Horasan, Erzurum Sancağı Pasinler Kazasına bağlı 16 köyden ibaret bir Osmanlı Nahiyesidir.1877 – 1878 Osmanlı Rus Harbi sonunda Horasan – Sarıkamış ve Eleşkirt sınırı hemen hemen Osmanlı – Rus sınırını oluşturmuştur.

1.Dünya Savaşı sırasında İlçe 1916 ile 16 Mart 1918 tarihleri arasında Rus ve Ermeni işgali altında kalmıştır.

Horasan ilçesi Cumhuriyet döneminde Pasinler İlçesine Bağlı Zanzak (Akçataş ) Nahiyesinin bir köyü iken 1940 yılında Nahiye merkezi şimdiki Horasan’ın bulunduğu yere nakledilmiş ve 30 köy bağlanmıştır.4 Aralık 1953 te çıkarılan 6191 sayılı kanunla ilçe olmuştur.

COĞRAFYA
Horasan İlçesi Erzurum ilinin doğusunda Aras nehrinin kenarında kurulmuştur. Yüzölçümü 1662 Km2 dir. Deniz seviyesinden yüksekliği 1650 mt’ dir. İlçenin doğusunda Sarıkamış, güneydoğusunda Eleşkirt, güneyinde Karayazı, batısında Köprüköy ve kuzeyinde Narman ilçeleri yer almaktadır. İlçenin toprakları genel olarak Aras nehri boyunca uzanan geniş düzlüklerle, Kuzey ve Güneyden çevrili tatlı eğimli çıplak geniş sırtlardan meydana gelmiştir.

Belli başlı akarsuları Aras Nehri, Zars Çayı ve Serküllü Çayıdır.

PAZARYOLU:

Tarihi ve Coğrafi Yapısı

Çok eski tarihi bir geçmişe sahip olan Pazaryolu’nun eski adı “Norgah” olup “Yenişehir” veya “Sulak Yer” anlamına gelmektedir.

İlçemizde ilk yerleşim kesin olarak bilinmemekle birlikte yerleşimin M.Ö. Yıllara uzandığı tahmin edilmektedir.

Pazaryolu çevresi ile çoruh boyları 430 yılından önce Bizanslıların eline geçmiş olup, 662 de Emevi Hükümdarı I. Muaviye Erzurum’ u fethederek Bayburt İspir ve Pazaryolu’nu Emevi hükümdarlığı sınırları İçerisine almıştır.

949 yılında Bizanslı’ ların Erzurum’ u alarak, buradaki 300 yılllık islâm Emirliği’ne son vermeleriyle, Pazaryolu ve çevresi de Bizanslı hakimiyetine girmiş ve bölgede yeniden Ortodoks- Hıristiyanlık yerleşmiştir.

Türlerin Anadolu’ da fethettikleri ve yerleştikleri ilk yerleşim yerlerinden biri olan Pazaryolu ve çevresi, Selçuklu ordusunun 1048 zaferi ile Türklerin eline geçmiştir.

Osmanlı döneminde ise Yavuz Sultan SELİM’ in 1514 çaldıran zaferi dönüşünde fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır.

7 Kasım 1917’ deki Bolşevik İhtilali’ nden sonra çözülmeye başlayan Rus cephelerine yerleşen Ermeniler, bölgede kanlı çatışmaların yaşanmasına neden olmuşlardır. Yöre, 25 Şubat 1918’ de Milli Kurtuluşunu gerçekleştirmiş ve Türk idaresine kavuşmuştur.

KARAÇOBAN:

Tarihi:

Karaçoban ilçesinin tarihi M.Ö. 1400 yıllarına dayanmaktadır. Başlangıçta uzun süre İranlıların egemenliği altında kalmış olan ilçe, sonraları Bizanslıların egemenliğine girmiştir. 1071 yılında Malazgirt Savaşı sonrası Karaçoban Türk egemenliği altına girmiştir. Osmanlı İmparatorluğu yükselme döneminde Anadolu birliği sağlanırken ilçe bu birliğe dahil olmuştur. Daha sonraki devrede Rus işgali altına giren ilçe, Rus ordusunun çekilmesiyle bugünkü Türkiye topraklarına katılmıştır

İlçedeki tarihi ve kültürel değerlerden en önemli olanı Muş beylerinden Alaaddin Bey tarafından 1134 yılında yaptırılan Zernak Kalesidir. Ayrıca ilçe merkezinde Sarıveli Mahallesinde bulunan Sarıveli Höyüğü de M.Ö. 1400 yıllarına dayanan tarihi ile önemli tarihi eserlerden birini oluşturmaktadır.

KARAÇOBAN’IN YERİ ve SINIRLARI

1987 yılında resmi kararname ile ilçe statüsüne kavuşturulan Karaçoban ilçesi, Doğu Anadolu Bölgesinin Erzurum-Kars bölümündeki Erzurum iline bağlı olup il merkezine uzaklığı 190 kmdir. Erzurumun en güneydoğu ucunda bulunduğundan, Karaçoban esas itibari ile Yukarı Murat-Van bölümüne dahil edilmektedir. 1987 yılından önce Hınıs ilçesine bağlı bir nahiye olan ilçe daha sonra Karaçoban, Gövendik ve Sarıveli isimli birbirine çok yakın olan üç köyün birleştirilmesi ile ilçe olmuştur. İlçe merkezin 2000 yılı nüfus sayımı verilerine göre toplam nüfusu 12683 olup köyler dahil toplam yüz ölçümü 516km2, sadece ilçe merkezi ise 123km2dir.

Coğrafi konum olarak Karaçoban ilçesi 42o-43o doğu boylamları ve 39o-40o kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. İlçenin kuzey ve kuzeydoğusunda Karayazı ilçesi, batısında Hınıs ilçesi, güney ve güneydoğusunda Muşun Bulanık ilçesi ve doğusunda ise Muşun Malazgirt ilçesi bulunmakta olup ilçe merkezinin deniz seviyesinden ortalama yükseltisi 1640m dir.

İlçe merkezi, Murat Nehrinin önemli bir kolunu oluşturan yöresel ağızla Haftrenk (Yedirenk) olarak anılan Hınıs Çayının doğu-batı yönlü uzanan dar ve uzun alüvyal dolgusu üzerine kurulmuştur. Kuzeyinde Akdağ Masifi (2953m), güneyinde Akdoğan (Hamurpet) Dağı, (2879m) ve doğusunda Güzelbaba Dağları (2100m) tarafından çevrilmiştir.

Yapılan Yorumlar
  • Rukiye aktas dogan dedi ki:

    Bende erzurumluyum ama hic kaydim cikmadi babam erzurum kopru koy vekarapinar koyunden goc ettiler aktas soy adi varmi babam yusuf aktas babamin adi hasan anne adi berfin ama hic bi kayit cikmiyor nasil nerden ogrenmem gerekiyor

    • Yavuz dedi ki:

      bizde Erzurum luyuz, Annem 92 yaşında sağ ve AKTAŞ soyadlı . çok eski yıllar öncesi 5 kuşak dedeleri kökleri Diyarbakır dan Erzuruma kan davası nedeni ile gelmişler Ağalar Aşiret ailesi. AKTAŞ lar.

Bir Yorum Yapın

x