Kabakçı Mustafa İsyanı

Kabakçı Mustafa İsyanı

isyan
1792′de Sultan 3.Selim’in yanındaki Fransız danışmanlar ve subayları yeni kurulan bir alayı eğittiler. Nizamıcedid (yeni düzen ya da yeni ordu) Avrupa’daki en çağdaş düzene uygun olarak donatılmış ve eğitim görmüştü. Aynı dönemde sultan içki, kahve, tütün ve diğer lüks tüketim mallarına yeni vergi koymak zorunda kaldı. Bu uygulama hiç de iyi karşılanmadı, ancak yeni bir ordu kurulmuştu ve yaşatılması gerekliydi. Genç subaylar okuryazardı ve matematik eğitimi görmüşlerdi. 3. Selim Nizamıcedid’in ülkede yepyeni bir güç olarak ortaya çıkacağına haklı olarak inanıyordu. Ancak ulemanın bir kısmı ve yeniçeriler büyük bir endişeye kapılmıştı. Olayların gelişmi kendi ayrıcalıklarının ve diğer bazı kurumların da reforma uğrayacağını gösteriyordu.
Reform karşıtları,Nizamıcedid’in kısmen dağıtılmasını ve cumhuriyetçi Fransız subayların görevine son verilmesini tasarlamaya başladılar. Yeni birliklerin Akkâ Savaşı’nda güçlerini ortaya koymasını beklemeden harekete geçmek istediler. Önsezisi kuvvetli ve zeki bir kişi olan Şeyhülislam , yeniçerilerin arasında disiplin yanlısı subayların bulunduğunu anlayınca sultanı desteklemekte bir zarar görmedi. Hükümetin böylece topçuları Yeniçeri Ocağı’ndan bağımsız birlikler halinde düzenlenmesi ve hiçbir ocakla ilişkisi bulunmayan destek taburları olarak sınıflandırması mümkün oldu.
Bu gelişmelerden ürken yeniçeriler sonlarının yaklaştığını sezmişlerdi. Edirne’de bir ayaklanma başlatıp Silistreli Alemdar Mustafa Paşa komutasında yeni kurulan birliklere saldırdılar. Çevresi korkuyla kuşatılmış bir komutan olan Mustafa Paşa aynı zamanda Tuna boylarının seraskeriydi. Bir yeniçeri oğluydu. Ruslarla yapılan savaşlarda kendini göstermiş ve ün kazanmıştı. Zaman içinde büyük arazi sahibi olmuş ve giderek yarı bağımsız bir bey haline gelmişti. Sultana sadıktı, ama kendini hiçbir şekilde Babıâli hükümetine bağımlı hissetmiyordu.
III. Selim’in asker toplamaya başlaması, ayaklanmanın güçlenmesine neden oldu. Karaman valisinden, 25 yaşm altındaki tüm gençlerin askere alınması istendi. Bu gençler İstanbul’da talim gördüler ve III. Selim’in önünde bir geçit resmi yaparak moralini yükselttiler. Ancak talim dönemi çok uzun sürmüştü. Üç ay sonra Edirne’ye vardıklarında şehrin kapıları suratlarına kapandı. Babaeski’de geri püskürtüldüler. Çorlu’da başkentle bağlantıları kesildi ve Silivri’de tam bir yenilgiye uğradılar. Onlarla birlikte 3. Selim de yenik düşmüştü. Uğranılan felaketi vezirlerin çevirdiği entrikalara bağlıyordu. Yine de onların önerisine uyarak gençleri terhis etti.
Yine bu dönemde İngilizlerin Çanakkale’deki başarısı durumu daha da kötüleştirdi. Buradaki kaleler bir süredir ihmale uğramıştı. İngiliz donanması Osmanlı topçusunun etkisiz ateşi altında boğazı zorlamış, iki Türk firkateynini batırarak İstanbul’u tehdide başlamıştı.
3. Selim’in en büyük dayanağı olan Fransız Elçisi Sebastiani bir süre için gönderildiği sürgünden alelacele İstanbul’a çağrılmış ve geldiğinde sarayı büyük bir karmaşa içinde bulmuştu. Nizamıcedid bölükleri Anadolu’daydı. Reform yanlısı vezirler de kendisi gibi sürgün edilmiş, Rusya’yla yeni bir savaş başlamıştı. İstanbul ve onunla birlikte Babıâli’deki Fransız hâkimiyeti de çökmek üzereydi. Karşılaştığı tepkiler yüzünden sultan boyun eğmişti. Yeniçeri ağasını sadrazam yapmış olması bunun göstergesiydi. Bu durumda kendisine yardım edebilecek tek kişi Alemdar Mustafa Paşa kalmıştı.

Alemdar Mustafa Paşa eşsiz bir karar verme yeteneğine sahipti. Özü çürümüş bir orduya uygulanmak istenen reformlar yüzünden sultana cephe almaya devamda gerek yoktu. Ancak düşman savaşa hazırlanırken Tuna’yı da bırakamazdı. Bu nedenle 1807′nin  baharında İstanbul’a gelemedi. Avrupa’nın işlere karışmasının odak noktası olan Sebastiani’ye İstanbul’dan ayrılması söylenince reddetti. Sadrazamın ve şeyhülislamın Rumeli cephesine gitmesi de durumu büsbütün karıştırdı. Her ikisine de vekâlet etmek üzere bir vali tayin edildi.
Öte yandan İngiliz Amirali Arbuthnott’un İstanbul’a yaklaşması karşısında halk bütünleşti. Sebastiani, sarayda hükümeti toplamaya ve cesaretlendirmeye çalışıyordu. Halk ayağa kalkmış, topçular ve yeniçeriler silahlanmıştı. İstanbul’da hâlâ Fransız subayları mevcuttu. Bu subaylar kendi elçiliklerindeki memurlar ve İspanyol elçisinin yolladığı personelle birlikte topları mevzilere yerleştirdiler savunmaya destek verdiler. Sultan da herkesle birlikte büyük bir şevkle çalıştı. İngiliz donanmasının harekâtı hedefine ulaşamadı. Arbuthnott aldığı bir kararla, Çanakkale’deki topçular önünü kesmeden geri döndü. İngiliz donanmasının gidişi halkı rahatlatmış fakat coşku dolu bir sevince boğmamıştı.

Anadolu’daki Nizamıcedid birliklerine katılmak üzere topçuların gönderilmesi başkentteki yeni valinin entrikaları yüzünden gerçekleşemedi. İstanbul’da otoriteyi kaybettiğini anlayarak Tuna’ya kaçan valinin yerine getirilen Musa Paşa ondan daha da beterdi. Sadece şehirdeki yeniçeri ayaklanmasını kışkırtmakla kalmamış, bu hareketi Anadolu’daki Kabakçı Mustafa isyanıyla da ilişkilendirmişti. Asilerin elebaşısı Kabakçı Mustafa, çevresine topladığı yandaşlarıyla vilayetlerde bir ayaklanma hareketi başlatmıştı. Buralarda bulunan askerî birlikleri de İstanbul üzerine yürümeye isteklendiriyordu. Tam bu sıralarda Boğaziçi kalelerindeki acemi yeniçeri erleri, kötü bir zamanlamayla kendilerine gönderilen yeni ünüformaları giymeyi reddederek bunları getiren Nizamıcedid subaylarını öldürdüler. Ardından, 27 Mayıs 1807 günü, eski kıyafetleri içinde İstanbul’a yürüyerek şehirdeki yeniçerilerle birleştiler.Bu karmaşa içinde Ömer Hulusi Efendi Şeyhülislam olarak atanmıştı.İsyancıların itirazı yüzünden hemen görevinden alınarak Şerifzade Mehmet Ataullah Efendi şeyhülislam olarak atandı. Yeni şeyhülislam can çekişen bir imparatorluktaki fesatçılar ve suikastçılar arasında sivrilecek kadar ikiyüzlüydü. 3. Selim’e derhal asileri yatıştırmaya çalışmasını önerdi. Bir kısım Nizamıcedid askeri şehrin orasına burasına dağılmıştı. Kabakçı Mustafa karşı koyanları acımasızca öldürerek Sultanahmet Meydanı’na ve Yeni Odalar’a ulaştı. Musa Paşa Nizamıcedid taburlarının kışlalarından ve Boğazıçi’ndeki kalelerden çıkmamasını sağlamıştı. Şehir artık asilerindi. Kabakçı Mustafa 800 kadar yeniçeriyi çevresine toplayıp isyancılara konuştu ve reformdan yana olanlarla Hacı Bektaş”ın yolundan ayrılanları cezalandıracağını söyledi. Hazinedar hemen oracıkta öldürüldü ve diğer kurbanların da kimler olacağı duyuruldu. Cellatlığı üstlenen asiler, adları ilan edilenleri ya evlerinde ya da toparlayıp getirdiklerini Sultanahmet Meydanı’nda katlettiler. Böylece önde gelen devlet büyüklerinden on yedisinin kellesi kışla önünde sergilendi.Fakat bunların arasında bostanabaşının başı yoktu. Kendisi, Topkapı Sarayı’nda kapıkulu askerini toplayıp kuşatmaya karşı tedbirler almaktaydı. Toplanan güruhtan yankılanan gürültüyü ve asilerin çılgınca haykırışlarını duyan 3. Selim kapıkulu askerinin başına geçerek isyanın üstüne yürüyecek cesareti kendinde bulamadı. Ancak sarayın kapılarını kapattırarak demirletti ve korkak vezirleri gibi davranmayıp canını kurtarmak için yandaşlarını feda etmeyi reddetti. Oysa bostanabaşı, sultanı korumak uğruna ölmeye hazır olduğunu söyleyerek sakin bir sesle kendisinden dışan çıkmak için izin istedi.Sonunda 3. Selim  onun bu isteğini gözyaşları içinde kabul etmek zorunda kaldı. Şehirde katliam iki gün boyunca sürdü ve hükümet bunu hiçbir şekilde engelleyemedi. Oluşan otorite boşluğunda asiler beklendiği gibi hareket ederek sultanın tahttan inmesini istediler ve Sultanahmet Meydanı’nda kargaşa içinde bir toplantı yaparak yeniçeri subaylarından oluşan bir heyet seçtiler. Bu heyet Şeyhülislam Şerifzade Mehmet Ataullah Efendi’den   3. Selim’in tahttan indirilmesi için  fetva aldı. Aslında fetva öyle karmaşık bir dille yazılmışta ki, her okuyanın kendi yorumuna açıktı. Asiler ellerinde bu fetvayla saraya yürüdüler.

29 mayıs 1807′de Kabakçı Mustafa 3. Selim’in tahttan indirildiğini ve yerine III. Ahmed’in torunu IV. Mustafa’nın geçtiğini ilan etti. Yeni sultan 28 yaşındaydı ve 30′una varmadan hayata gözlerini yumacaktı. Şeyhülislam yüzüne kederli bir ifade takınarak durumu bildirmek üzere 3. Selim’in huzuruna çıktı. Kabakçı Mustafa ise asilerden aldığı güce dayanarak küstah bir tavırla Tanrı’nın isteğine boyun eğmesini, böylece yandaşlarından hayatta kalanları kurtarmış olacağını söyledi. Sultan Selim bunlan sabırla dinledikten sonra cevap vermeye tenezzül etmeden sarayda kendisine ayrılan bölüme geçti,artık hapisteydi. Söz dinleyen yeni sultan IV.Mustafa ,Nizamıcedid ordusunun dağıtılmasını emretti ve asilerin elebaşılarını, arasında Boğaziçi kalelerinin komutanlığı da olmak üzere, birtakım yüksek mevkilere atadı. Bu arada vali ve şeyhülislam, erdemli olduklarından değil, tamamen otorite boşluğundan dolayı haziran ayına girerken tüm gücün kendilerinde yoğunlaştığını gördüler. Şehir dehşet içindeydi. Halk yağmadan korkuyordu. Öte yandan Kabakçı Mustafa gerçekten güçlüydü ve rüşvet yedirmesini iyi biliyordu. Düzen sağlanmış ve asiler şehir dışına çıkarılmıştı. Sadrazam azledildi(İbrahim Hilmi Paşa) ve yeniçeriler bu makama kendi seçtikleriÇelebi Mustafa Paşa’yı getirdiler.
Ancak asıl güce sahip olan birisi vardı ki, onu hiç kimse aklına getirmiyordu: Tuna boylarındaki Serasker Alemdar Mustafa Paşa. 3. Selim’i yeniden tahta geçirmeye kararlı olan paşa, en yakın danışmanını vezirlerin nabzını yoklamak üzere gizlice İstanbul’a göndermişti. Bu şahıs, o sırada zaten İstanbul’a doğru yola çıkmış olan Alemdar’ın sadece Kabakçı’yla şeyhülislama cephe aldığı hususunda vezirleri ikna etmiş, kaptanpaşayı da kendinden yana çekmişti. Hiç vakit geçirmeden Kabakçı’yı ortadan kaldırmak için Hacı Ali adında biri görevlendirilerek onun bulunduğu kaleye gönderildi. Elinde bir hançer ve şartlara boyun eğen sadrazam tarafından imzalı bir fermanla yola çıkan bu suikastçı, kurbanını haremde bularak öldürmekte zorluk çekmedi. Hatta buradaki 100 kişilik garnizonu da emri altına almayı başardı, ama harem kadınlarının feryatlan yüzünden durum değişince kulelerden birine sığınmak zorunda kaldı. Kendini burada üç gün savunan Hacı Ali bir gece tünel kazarak kaçmayı başardı ve Alemdar Mustafa Paşa’ya katıldı. IV. Mustafa olanları duyunca vezirlerini ve şeyhülislamı azlederek bütün servetlerine el koydu. Ancak destekçilerini toplamaya fırsat bulamadı; Alemdar Mustafa Paşa, en seçkin ve sadık askerlerinden oluşan 16 000 kişilik bir kuvvetin başında İstanbul kapılarına dayanmıştı. 26 temmuz 1807′de yeniçerileri süratle sindirenAlemdar Mustafa  Paşa, IV. Mustafa’ya görevinin bittiğine ve artık geri dönmemesi için ortada bir sebep kalmadığına inandırmıştı.

Alemdar Mustafa Paşa’nın darbesi
Ortada gizli saklı bir şey kalmamıştı. Alemdar Mustafa Paşa süratle harekete geçti. Sadrazamı tutuklayarak savaşlarda yanında taşıdığı ve olacakları bildiği için beraberinde getirdiği Sancak-ı şerifi açtı. Babıhümayun’daki yeniçerilerden karşı koyan olmadı, ama bostancıbaşı Orta Kapı’yı Alemdar’ın yüzüne kapatarak açmamakta direndi. Paşa burayı zorlamak için hazırlıklar yaparken IV. Mustafa, Orta Kapı’nın arkasındaki divan avlusuna gelmişti. Herhangi bir direnme beklenmediği için de saray çepeçevre kuşatılmıştı. Durumu gören valide sultan oğluna derhal haber gönderdi. Sultan bunun üzerine darüssaade ağasına 3. Selim’in ve veliaht Mahmud’un anında öldürülmesi emrini verdi. Her ikisinden de kurtulduktan sonra Osmanlı sülalesinden bir tek kendisi kalmış olacak ve böylece dokunulmazlığı güvence altına girecekti. Selim, güçlü bir kişiydi. Annesine ait bölümde canını almaya gelenlere şiddetle karşı koyduysa da katiller sayıca üstündü. Kalbinden yediği bir bıçak darbesiyle yaşama veda etti. Bu tarz öldürülme şekli geleneklere ters düşüyordu. Zira sultan kanının akıtılması caiz değildi.
Bunlar olurken Alemdar Mustafa Paşa, kapıyı zorlayarak içeri girmiş ve divan avlusunu ele geçirmişti. Saray artık onundu, fakat 3. Selim için geç kalınmıştı- Selim’in ölüsünü getirip IV. Mustafa’nın önüne koydular. Sultan duygusuz bir edayla ölünün onu arayan paşaya teslim edilmesini emretti.Gözleri önüne serilen görüntü Alemdar Mustafa Paşa’yı kedere boğmuştu. Karşısında 3. Selim’in kendisi yerine kanlı cesedi duruyordu. Gözlerinden yaşlar boşandı. Kaptanpaşa dayanamadı ve onun gibi yürekli bir savaşçının vaktini kadınlar gibi ağlayarak geçireceği yerde hükümdarın intikamım alıp katilleri cezalandırması ve her şeyden önce Mahmud’u ölümden kurtarması gerektiğini söyledi. Alemdar Mustafa Paşa bu sözler üzerine IV. Mustafa’yı hapsettirdi. Mahmud’u Altın Yol’a çıkan merdivenin üzerindeki, yaşlı dadısına ait bir gömme dolabın içinde saklanır buldular. Burası sarayın harem ve selamlığına giden anayoldu. Böylece II. Mahmud 28 temmuzda Osmanlı tahtına oturdu; Mustafa Paşa’ya da sadrazamlık mührü verildi. 3. Selim’in katilleriyle IV. Mustafa’nın destekçisi olan asilerin elebaşılan yakalanarak işkenceyle öldürüldü, azledilen sadrazamın da boynu vuruldu. Kaptanpaşa bile sürgüne gönderildi. Alemdar, hiç oyalanmadan yeniçerileri disiplin altma almak için kollarını sıvadı. Ordunun yüksek rütbeli komutanlanyla önde gelen devlet büyüklerini bir araya toplayarak onlardan düzenin kötü yanları ile bunlan onarmak için gerekli reformlar hakkında önerilerini istedi. Onlara sık sık yön değiştirdiklerini ve güvenilmez olduklarını, çağdaş savaş yöntemlerinden yoksun bulunduklarım söyledi. Kendisinin de bir yeniçeri olduğunu ve savaş alanında yeniçerilere komuta ettiğini, dolayısıyla bütün bunlan gayet iyi bildiğini ekledi. Kışlalar, evi barkı ve işi gücü olmayan tembellerin barınağı haline gelmişti. Buralarda bozuk düzen ve türlü kötülükler kol geziyordu. Kolluk görevi verilen yeniçeriler güvenliği korumak bir yana, halkı haraca bağlamışlardı. Öncelikle rüşvete son verilmeli, sadece silah altındaki ücretli yeniçeriler destek görmeli ve ulufe almalıydı. Bir yandan reformlar yürütülürken Alemdar Mustafa Paşa bu çabalara halkın arasından da gönüllülerin katılmasını istedi. Verilen kararlar yazıldı, herkes bunlan imzalamaya ve uyum sağlamaya mecbur edildi. Alemdar Mustafa Paşa’nın kendini beğenmişliği çok kimseyi öfkelendiriyordu. Başlarına yeni kurulan ordu komutanlarının atanması subaylan hırslandırmışû. Özellikle vakıf gelirlerinin dinî kuruluşların elinden alınması ve paşanın dindar kesimi açıktan açığa küçümsemesi ulemayı hem korkutmuş hem de kızdırmıştı. Alemdar’ın birliklerine ait askerler şehrin sokaklarında bir işgal kuvveti, daha da kötüsü yeniçeriler gibi dolaşıyordu. Mahmud’un bu güçlü vezirine hissettiği kıskançlık, sadrazamlık makamını ağır ağır kemirmeye başlamıştı. Dağlı İsyanları , Alemdar’ın birliklerinden 12 000 kişilik bir kuvveti isyancıların üstüne göndermesine sebep oldu. Böylece kendisi İstanbul’da sadece 7 000 askerle kaldı. Yakınlarının bu kadar aceleci ve atak olmaması uyanlarına rağmen düşmanlarını küçümsemekten vazgeçmiyordu. 14 kasım 1808′de 6 000 yeniçeri Alemdar’ın birliklerine saldırarak saraya yürüdü. Gayeleri IV. Mustafa’yı yeniden tahta geçirmekti. Mustafa Paşa, az sayıda muhafızıyla saraydaki kulelerden birine geri çekilmek zorunda kaldı. Tarih burada yine tekrarlanmış, bu kez Alemdar Mustafa Paşa IV. Mustafa’nın cesedini düşmanlarının ayaklarına fırlatmıştı. Ancak burada tutanamayan paşa, Alay Köşkü karşısındaki sadrazam konağına kaçtı. İsyancılar burayı hemen kuşatıp tutuşturduklan kuru otlarla kapıyı ateşe verdiler. Bahçeye girince büyük ahşap binayı ateşe verdiler. Konağı korumak için direnenleri vurduktan başka eşyalarını kurtarmaya gelen halkı bile çevredeki evlerine sokmadılar. Alemdar, her şeyin sona erdiğini anlamıştı. Ele geçerse yaşayacağı vahşet onu intihara iterek binanın mahzenindeki barut deposunu ateşledi. Kendisiyle birlikte adamlarının çoğu ve 300′e yakın yeniçeri havaya uçtu. Sultanahmet’teki kışlaya sığınmış olan 300 kadar Nizamıcedid askeri yeniçerilere ateş açmıştı. Ancak yangın çevreyi sarınca bu ümitsiz direniş de sona erdi.Asiler bunun üzerine Üsküdar’ a geçip misilleme olarak burada Nizamıcedid birliklerinin kaldığı ahşap kışlayı ateşe verdiler. Alemdar Mustafa Paşa’yı kurtarmakta geç kalınmıştı. Yeni kaptanpaşa, gemicilerinin başında karaya çıkarak saraya yürürken kadı paşa da 3 000 askerle sultanın yardımına geliyordu. Kaptanpaşa, silahlarını bıraktıkları takdirde yeniçerileri affetmeye hazırdı, ama kadı paşa bu kendini bilmezliği kabul etmiyordu. Topçulara ateş açtırarak saldırganlan dağıttı. Asiler, yanmakta olan Babıâli Konağı’na doğru panik içinde kaçtılar. Alevleri aşamadığı için peşlerinden gidemeyen kadı paşa, Süleymaniye’de bulunan yeniçeri ağasının konağına yöneldi. Yolda önlerine çıkanlan öldürüyorlardı. Ancak yangın dört bir yanı sarmıştı. Yarımdaki müfrezelerden yanarak can verenler olunca kadı paşa geri çekilmek zorunda kaldı. Alevler büyük bir hızla yayılıyor ve tüm şehri tehdit ediyordu. Yangının yarattığı korku ve dehşet karşısında çarpışmalar birden şiddetini kaybetti ve herkes yangınla boğuşmaya başladı. Her yer yanıyordu. Neyse ki bir süre sonra bu büyük felaket kontrol altına alınabildi. Bu arada sarayında bulunan sadrazamın cesedi kazığa geçirilip üç gün halka teşhir edildi.

II. Mahmud yalnız kalmıştı. Kendisi için herhangi bir korku duymuyordu. Harabeye dönmüş şehrin yangından artakalan kısmını kurtarabilmek için çoğunluğun öfkesine boyun eğmek zorundaydı. Bu şartlar altında kaptanpaşa ile kadı paşaya da sahip çıkamazdı. Onlar kendilerine yeni destek kuvvetleri bulamayınca zaten kaçmışlardı. Kaptanpaşa, Sen-Petersburg’a gitmiş, kadı paşa ise Karaman’dan yardım sağlamak istemiş, fakat yolda öldürülmüştü. Yeniçeriler böylece son zaferlerini kazanmış oluyordu. Uğranılan yenilgi karşısında sultan ve vezirleri yeniçerilerle bir de anlaşma yapmaya itilmişlerdi. İsyancılara karşı koyma yürekliliğini gösteren tek askerî güce, yeni orduya vefasızca davranılıp, bu kuruluş dağıtılmak zorunda kalınmıştı. Nizamıcedid askerlerinin çoğu yeniçeriler tarafından katliama uğramadan evlerine yurtlarına dönebilmişlerdi.

Kaynaklar:
Yeniçeriler,Godfrey Goodwin
Büyük Laousse,Kabakçı Mustafa Ayaklanması
III. Selim Biyografisi,Ahmed Cevâd Eren

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın