Mauriacus Savaşı

“Katalon,Katalanum ya da Mauriacus Savaşı,Hun Kağanı Atilla’nın galip gelemediği tek savaş olarak bilinir.Hun tarihi ve Atilla hakkındaki bilgiler Attila  döneminde , Doğu Roma elçilik heyetinde Maximinos ile birlikte bulunan ve Hun topraklarına gelen Priscus’un(Priskos) notlarına dayanır.Her ne kadar Priscus’un notları kayıpsa da kendisinden sonra gelen tarihçiler bilhassa Jordanes,Priscus’un notlarını kaynak olarak kullanır.Attila Galya üzerinden Batı Roma  üzerine sefer  düzenlemeye karar verdiğinde,tellallar Volga Nehri’nden  Orta Tuna’ya kadar geniş ovalarda dağılmış Hun süvarilerini Attila’nın emri altında toplanmaya çağırdılar.”

Kampus Mauriacus Savaşı:

Attila, Batı Roma üzerine yapacağı sefer için hazırlanırken, bir yandan da diplomatik ataklarını sürdürdü. Batı Roma İmparatoru III. Valentinianus’un kız kardeşi Honoria, imparator tarafından tahta ortak olunmaması için bekar kalmaya zorlandı.Fakat 449 yılında sarayda patlak veren bir skandaldan sonra İstanbul’a gönderildi ve sarayda göz hapsinde tutuldu Aşağılanan Honoria, 450 başlarında gizlice Attila’dan yardım istedi. Ayrıca ona altın bir nişan yüzüğü de gönderdi. Bu teklifi kabul eden Attila, Valentinianus’dan nişanlısının hissesine düşen Galya bölgesini başlık (drahoma) olarak istedi. Attila karşısında zor durumda bulunan kuzeni II. Theodosios’un da bu talepleri desteklemesinden korkan imparator,Honoria’yı 450 ilkbaharında Roma’ya geri çağırdı. Ardından tanınmayan biriyle göstermelik bir evlilikle kardeşini gelin etti,bilinmeyen bir yerde hapsetti.Attila’ya da Honoria’nın zaten evli olduğunu Roma geleneklerine göre,İmparatorluk tahtına oturamayacağını ve İmparatorluğun mirascısı olamayacağını bildirdiler.
Bunun üzerine savaş tehdidinde bulunan Attila, Batı Roma imparatorluğunun yarı hükümdarı gibi davrandı. Ordusunu harekete geçirirken hedef şaşırtmak ve Batı Roma’yı iyice hazırlıksız yakalamak için, gayesinin Hun ülkesinin kuzeyinde oturan Germenler’in isyan teşebbüslerini bastırmak olduğunu söyledi.
Bu arada Batı Roma İmparatorluğuna da haber göndererek Romalıların dostu olduğunu, ordusu ile de ihtiyaç duydukları anda yardım edeceğini bildirdi. Ayrıca Frankları mağlûp ettikten sonra, Frank devletinin dağılması ve kralın ölmesi üzerine kralın büyük oğlunun kendisinden yardım istediğini de bahane etti. Halbuki Attila’nın esas hedefi Germenler ve Vizigotlar ile ittifak yapmak idi .Bu arada Doğu Roma imparatoru II. Theodosios,26 Temmuz 450 yılında av esnasında atından düşerek ağır şekilde yaralandı ve iki gün sonra öldü. Bunun üzerine tahta Markianos geçti (450- 457). Kendisini kiliseye adamış olan Theodosios’un kardeşi Pulcheria ile evlenerek, kendisine gerekli olan devlet otoritesini tesis etti. Birçok bakımdan zor durumda olan yeni Doğu Roma İmparatoruna da isteklerini kabul ettiren Attila, böylece  konumunu güçlendirmiş oldu .
451 yılı başlarında Attila, Hun ve müttefiklerinden oluşan oldukça büyük sayıdaki gücü Galya’ya doğru harekete geçirdi. Bu arada sefere çıkmadan önce Doğu-Batı Roma İmparatorlarına birer elçi göndererek, “Hem benim hakimim hem de senin hakimin olan Attila, hiç vakit kaybetmeden bir saray yaptırmanı ve oraya kendisini kabul etmeni emir buyurdu”, mesajını iletti . Böylece daha başlangıçta korku salarak, büyük bir psikolojik üstünlük elde etti. Zaten Jordanes’in dediği gibi “Bu kurnaz adam harpte silah kullanmadan önce, yalan ve hileyi çok iyi kullanıyordu”.
Esasını Hunların oluşturduğu orduda, en büyük ağırlığı Germenler oluştururdu. Bunun dışında hayli kalabalık olarak kralları Ardarik ve Valamir’in komutasındaki Gepidler ve Ostrogotlar ile, Rugi, Skir, Quad, Alaman, Herul,Thüring, Burgund ve Franklar da Hun ordusunun diğer kısmını meydana getirdi.
Attila ordusunu iki kısma ayırdı. Bir kısmını Tuna’nın sağ kıyılarındaki Roma kalelerinin ele geçirilmesine memur etti. Diğer kısım ise Tuna’nın sol sahillerinden ilerleyerek güzergâhları üzerindeki kavimleri itaat altına almakla yükümlü idi. Sonunda iki ordu Ren sahillerinde birleşti  Attila Galya’ya doğru ilerlerken, Germenler’den bir kısmını yedek olarak geride bıraktı. Ayrıca az sayıdaki bir Hun atlı birliğini, İranlılara karşı ayaklanan Ermenilere destek gayesiyle gönderdi. Az sayıdaki Hun atlıları, Kafkas geçidindeki İran sınır barikatlarını yaramadı. Bu sebeple 26 Mayıs 451′de Avrair bölgesindeki trajik savaşta Ermeniler’in korkunç yenilgisine mani olamadı.
Galya’ya doğru harekâta başlayan Attila,Ren nehrini geçerek Galya’nın kuzey-doğusundaki şehirleri ele geçirmeye başladı. Bu arada, Galya’da Romalıların dostu olarak bulunduğunu, gayesinin hâkimiyeti altından kaçan Vizigotları tedip etmek olduğunu ilan etti. Muazzam Hun ordusu karşısında şehirler birer birer teslim oluyor, kaleler ele geçiriliyordu. Roma kuvvetleri bile ric’ata mecbur olmuş ve Loire sahillerinde toplanmıştı. Hun ordusuna karşı koyacak hiçbir kavim bulunmuyordu. Bazı Burgund ve Frank grupları mukavemet etmek istemişlerse de, Hun ordusu tarafından mağlûp ve perişan edilmişlerdi. Galya bölgesindeki şehirlerden sadece Paris ile Troyes Hun saldırısından kurtulabildi.
Bunun üzerine halk arasında,iki şehrin azizler tarafından korunması sayesinde kurtulduğu inancı doğdu . Attila ilerlemesine devam ederken,arkasında kuvvetli bir kale olan Metz’i bırakmak istemediğinden şehri muhasara etti.
Fakat şehir müthiş bir mukavemet gösterdiğinden muhasarayı kaldırarak çekilmek isterken kalenin bir tarafının yıkıldığı haberi gelmesi üzerine, şiddetli bir hücumla 7 Nisan tarihinde şehri elegeçirdi. Metz şehrinin yanmış harabelerini arkasında bırakarak ilerlemesine devam eden Attila, Reims şehri önlerine geldi. Bu muhteşem ordunun hareketini öğrenen ahali şehri terk ederek civara kaçtı.
Şehirde yalnız piskopos Nicasius ile birkaç kişi kalmıştı. Hun ordusu bunun üzerine hiç mukavemetle karşılaşmadan şehri ele geçirdi.
Daha sonra Attila ordusu ile güney-batıdaki Orleans şehrine geldi ve Loire taş köprüsü ile korunan, çevresi yuvarlak kalelerle sağlamlaştırılmış şehri muhasara etti. Köprünün çok büyük bir ehemmiyeti vardı. Çünkü oraya sahip olan, Vizigotların ülkesine giriş ve çıkışa hakim oluyordu. Köprü başındaki muhkem şehir Orleans da önemliydi. Şehir yeteri
kadar ahalisi ve gücü olmasına rağmen böyle bir kuvvete daha fazla dayanamazdı.
Nitekim Alanların kralı ve şehrin sahibi Sangiban Hunlara katılarak şehri teslim etmeye karar Verdi .
Bu sırada Aetius da, Galya bölgesindeki barbarlardan oluşan Roma ordusuyla Galya’ya geldi. İlk iş olarak Vizigot kralı I. Theodorik’in yardımını sağlamaya çalıştı.Yaklaşan tehlikenin büyüklüğünü sezen Theodorik Aetius’a yardım etmeye söz verdi.Vizigotların merkezi Toulouse’de dört oğlunu bırakıp, büyük oğlu Thorismund ile Theodorik’i alarak Aetius’la buluşmak için yola çıktı .
Gotların Aetius’la işbirliği yapması hususunda Sidonius şu bilgileri kaydetti: “Aetius Alpleri terkeder etmez, Gotların can düşmanları olan Hunları ülkelerinde her an beklediklerinin haberini aldı. Bunun üzerine cesaretini toplayarak Avitus’un yanına gitti ve Hunlar karşısında Gotlar ile Romalıların birleşmesi için yardım istedi. Avitus bu teklifi kabul edince, Aetius yola çıkarak Hunların izlerini takip etti. Gotlar, kendilerine söylenen sözleri dinliyorlardı. Çünkü rezil olmak yerine her türlü kötülüğü göze alıyorlardı”. Bu arada Sangibus’ın verdiği kararı da haber alan Aetius, şehrin müdafasına derhal askerî kuvvetler sevk etti. Attila şehri zaptetmek istediyse de, mühim bir müdafaa ile karşılaştı. Ahalinin bu direnişi, Aetius ve Theodorik’inde askerleriyle şehrin yardımına gelmesini sağladı .
Vizigot kralı I. Theodorik, Attila ile hareket eden Alan,Burgund, Frank, Sarmat, Saksonlar gibi Galya ordusunun büyük bölümüyle karşı karşıya geldi. Attila, savaş için uygun bir yer aramak ve rakiplerini oraya çekmek için geri çekildi (13). Bu sırada ordunun moral gücünü arttırmak gayesiyle topladığı askerlere bir konuşma yaptı. Jordanes’in yazdıklarına göre Attila şunları söylemiştir: “Ordusunun sendelemeye başladığını gören Attila, onları şu sözleriyle cesaretlendirmeye çalıştı:
-”Bu kadar çok kavim üzerinde kazandığınız zaferlerden sonra, şimdi dünyayı istilâ etmek üzere olduğunuz sırada sizi gayrete getirmeyi uygun bulmam. Çünkü bu ancak acemi komutanlara, tecrübesiz orduya karşı söylenir. Zaten savaştan başka bir şey tanır mısınız ki siz. Bir erkek için, elinde silâhı ile intikamını alması kadar güzel bir şey var mıdır? Tabiatın,kalbi intikam hırsıyla doldurması en büyük bir lütuftur. Bunun için her halükarda düşmana hücum edelim.Çünkü daima ilk hücum eden daha cesurdur. Bu birleşmiş çeşitli kavimleri önemsemeyiniz. Zaten müdafaa için birleşme de korku alametidir.
Görüyor musunuz? Dahahücumdan evvel onları korku sardı. Tepelere çıkmak istiyorlar. Fakat buraları da onları kurtaramıyacak. Düz yerlerde sığınacak yer arayacaklar. Bunu da başaramayacaklar.Romalıların pek beceriksiz silâh kullandıklarını biliyoruz. Bunun onlar için ilk başarısızlık belirtisi olduğunu söyleyemem. Fakat toz tabakası onların aleyhindedir.Disiplinsiz bir surette birleşerek kalkanlarıyla savunma yapmak istiyorlar. Bunlara asla önem vermeyerek Alanlar ve Vizigotların üzerine hücum ediniz. Burası savaşın en çetin olacağı yöndür. Sinirler kesilince, uzuvlar düşer ve kemikler çökerse vücut kendini tutamaz. Kalpleriniz heyecanlansın, adetiniz üzere heyecanla hücum ediniz. Silâhlarınızın kuvvetini, Hunların azametini gösteriniz. Eceli gelen rahat yatağında da ölür. Savaş olmamış olsa idi bu kadar kavim üzerinde Hunlar hakim olarak kalabilir miydi?
Maeotis kapalı, gizli yollarını asırlardan beri atalarımıza niçin açtı? Başarıdan eminim. Bu savaş meydanı Hunlara iyi gelecek, talih vadetmektedir. Düşmana ilk oku ben atıyorum ki,okumun değdiği adam ölmüş insan demektir. Zira Attila savaş yapmaktadır”.
Ayrıca Attila bu sırada civarda askerlerin bulduğu kâhinden(Şaman’dan), bu savaştan kimin galip geleceğini sordu. Ayrıca bir koyun kesilerek, kürek kemiği ateşte yakılmış,kemiğin ateşte aldığı şekille harbin neticesi öğrenilmeye çalışılmıştı. Çıkan falın neticesine göre düşman komutanı ölecekti. Fakat Hunlar’da mağlûp olacaktı .Her ne kadar Türkler’de kürek kemiğini yakarak fala bakmak adeti biliniyorsa da, kaynaklarda Attila için verilen bilgilerin teferruatı tam olarak anlaşılmamaktadır. Günümüze kadar ulaşan bilgilere, özellikle Galya kaynaklarına göre iki ordu, Maurica veya Mauriacum bölgesini çeviren ve antik şehir Trecas (Tricassis-Tricassira- Troyes)’den 5 Roma mili (yaklaşık 7,5 km.) uzakta bulunan düzlükte karşılaştılar.

Savaş sırasında iki ordunun dizilişi şu şekilde idi: Hunlar, Attila’nın kumandasındaki ordunun merkezini teşkil ediyordu. Sol cenahta üç Kardeş Valamir, Theodemir ve Videmir’in idaresindeki Ostrogotlar; sağda ise Ardarik’in yönetimindeki Gepidler ve diğer kavimler bulunuyordu.
Karşı tarafta ise Aetius Romali kuvvetlerin başında olarak sol kısımda, sağ yanda Ostrogotların,arşısında olacak şekilde Vizigotlar, ortada ise Burgundlar, Franklar, Alanlar ve diğer yardımcı kuvvetler yer tutuyordu.

Attila’nın akrabası olduğu söylenen Laudarik’in, onun kayınbiraderi olabileceği de ileri sürülmüştür. (18), Hunlarla Batı Roma arasında vukû bulan Campus Mauricius savaşını oldukça değiştirerek anlatmıştır. Nitekim Attila’yı Roma’ya kadar ilerletmiş, savaş yeri olarak da Roma önlerini göstermiştir. Oysa bunların hiç biri gerçek durumla ilgili değildir. Buna rağmen verdiği bilgiler, savaşla alakalı insanların şuurunda oluşan değişik duyguları yansıtması bakımından önemlidir.

Yani Campus Mauriacus veya Mauriacum Campanum’da karşı karşıya geldiler.Diğer coğrafî anlamda Campania denen düzlükte, Seine (Sen) nehrinin sol kıyısında ve Galya’lı olmayan yazarlar tarafından söylenen Catalaunum’da savaş olmamıştır.
Harbin zamanı tam olarak bilinmemekteydi. Aureliani 14 Haziran’da Attila’nın kuşatmasından kurtuldu. Yaklaşık 180- 200 km. uzunluğundaki bir alandan geri çekilme hazırlıkları en az iki hafta sürdü.Bu açıdan savaş Haziran ayının son günlerinde olmuş olmalıydı.Tricassis önündeki 5.mili gösteren tâcın çevresindeki bölge, tahminen Sen nehrinin geçiş yerinden yararlanılarak Aureliani- Tricassis ana çizgisi boyunca yapılan şiddetli çarpışmanın bir yeriydi. Düzlükteki savaş kuzey, kuzeybatı yönünde ağırlık kazandı .Tricassis’in kuzey-batısında Sen kıyısının solunda kurulmuş küçük Antik kent Brolium’un 18 km. yakınında, Attila’ya tabi Germen savaşçıları, savaştan önce veya hemen sonra Tricassis Başpiskoposu aziz Lupus’un emriyle kralın önüne çıkmak isteyen Maximianus’u ve onun yol arkadaşlarını öldürdü.
Bu durum Hunların sağ kanadının Brolium’un yanında bulunan Sen nehrinin diğer önemli geçiş yerini savunduklarını veya savaştan sonra oradan, Pouan-sur-Aube yönüne doğru çekildiklerini gösterdi. Brolium, Orta Çağın ilk zamanlarından beri, Hun devrinde ölen birisinin adını taşıdı (Saint Mesmin). Olaylar bu isimle hiçbir zaman var olmamış olan kutsal Memorius ile ilgili efsanelerde farklı anlatıldı .30 ile 50 bin arasında olduğu kabul edilen Hun askerlerin sayısı (o devre göre hayli fazla bir sayı idi), eski ve yeni tarihçiler tarafından oldukça çarpıtıldı .
Öğleden sonra üçten, akşam karanlığı çökene kadar süren dehşet verici savaş hiçbir galip taraf getirmedi. Attila, karanlık çökerken karargâhına döndü, tahta araba ve eyerlerden bir set oluşturdu. Vizigot-Roma ordusu, Hunların yoğun ok yağmuru sebebiyle, karargaha saldıramadı ve karanlığın çökmesi sebebiyle onlar da karargahına geri döndü.
Aetius ise geceyi kalkanların koruması altında geçirdi . Hun karargahının yahut savaş yerinin yakınlarında son zamanlarda bir Hun kazanına ait kırık parça bulundu. Bunun Attila’nın akrabası olduğu iddia edilen ve savaşta ölen Laudarik’in gömülmesiyle ilgili olup olmadığı kesin olarak saptanamadı.
Vizigot kuvvetleri atından düşen ve o sırada Ostrogot soyundan Andagis tarafından mızrakla öldürülen kralları I.Theodorik’in cesedini de yanlarına alarak, savaşta başından yaralanan tahtın varisi Thorismund’un krallığını emniyet altına almak için hızla yurtlarına döndü .
Aetius ise, fazla önemi olmayan kendi askerleri ile bir süre karargahta kaldı. Daha sonra Tricasis Başpiskoposu Lupus’un
Ren nehrine kadar yol gösterdiği Attila’yı takip etmek istedi. Fakat perişanlığından bunu başaramadı .
Ülkesine geri dönen Attila, bu sırada Tuna üzerinden kendisine gönderilen ve görüşmek isteyen askerî üst komutanı Apollonius başkanlığındaki Doğu Roma elçilik heyetini kabul etmedi. Vergilerin ödenmesini isteyerek, onları yeni bir harple tehdit etti.
Bu arada savaşa katılanların sayısı, verilen kayıplar ve harbin neticesi mevzuları oldukça ihtilaflıdır. Batı Roma üzerine yürüyen Hun ordusunun miktarını bazı yazarlar 500.000′e kadar çıkarmışlardır. Ayrıca savaş alanında her iki tarafın ölü sayısının 300 ila 500 bin arasında olabileceğini de söylemişlerdir. Savaşan her iki tarafında, müttefikleriyle beraber kalabalık bir ordu teşkil ettikleri, harbin neticesinde çok sayıda kayıp verdikleri biliniyorsa da, verilen rakamların hepsi mübalağalıdır. Nitekim, devrin şartları ve nüfus hareketlerine göre, Attila’nın harb meydanındaki ordusunun 20-30 bin
arasında olduğu, her iki tarafın kayıplarının sayısınında, Jordanes’in bahsettiği 165.ooo’in en fazla 1/5′i kadar olduğu tahmin edilmiştir .
Savaşı kimin kazandığı meselesinde de tam bir fikir birliği bulunmamaktadır. Umumiyetle Roma kaynaklarına, kilise tarihlerine ve destanlara atfen Attila’nın mağlûp olduğu kabul edilmektedir. Fakat batı kaynaklarının kendileri dışındakiler için verdiği bilgilerin ne ölçüde güvenilir olduğu göz önüne alınırsa, neticenin öyle olmadığı görülebilmektedir.
Çünkü çok üstün gördükleri medeniyetlerinin, nereden geldiklerini bilmedikleri bir kavim tarafından mağlûp edilebileceğini kabul etmek istememişlerdir. Bu arada harbin feci sonuçlarına bakarak, harbin galibi ve mağlubu olmadığı da düşünülmektedir. Bütün bunların yanında Attila’nın, açlığa, salgın hastalıklara rağmen ordusunu ülkesine sağ-
salim döndürebilmesi, aradan bir yıl geçmeden yine güçlü bir şekilde Roma önlerinde görünerek büyük bir dehşet, korku verebilmesi, Roma hükümeti ile perişan ve az sayıdaki ordunun aczi göz önüne alındığında, zafer ve başarının Attila’ya ait olduğu anlaşılacaktır.
Kaynak:Ali Ahmetbeyoğlu,Büyük Hun İmparatoru Attila

Benzer Yazılar

Bir Cevap Yazın