Napolyon

19 dk okuma süresi

NAPOLYON (Fransa İmparatorları)

Fransa’da Napolyon adını taşıyan üç imparator yaşadı. Napolyon I (1769-1821). Kendini Fransa imparatoru ilan eden ve 20 yıl boyunca tüm Avrupa kıtasına hükmeden Korsikalı I. Napolyon’un öyküsü yakın tarihin en önemli olaylarından biridir.
I.NAPOLYON(Napolyon Bonapart):

Napolyon Bonapart Batı Akdeniz’de Fransa’ya bağlı Korsika Adası’nın Ajaccio kentinde doğdu. Babası bir avukattı. Yoksul, ama soylu bir aileden geliyordu. Askerliğe ilgi duyan Napolyon, 15 yaşındayken ağabeyi Joseph’le birlikte Paris’te askeri bir okula yazıldı.

1789′da Fransız Devrimi sırasında ülkede büyük değişimler yaşanmaya başlandı. Bu sıralarda subay olan Napolyon, gelişmeleri yakından izliyordu. Napolyon kendini gösterme fırsatını ilk kez Fransa’nın İngiltere, İspanya ve Hollanda ile savaşa girdiği sırada yakaladı. Toulon’daki topçu birliğinin komutanlığı ona verildi. Bu kent Fransa’nın güney kıyısında büyük bir deniz üssüydü. Napolyon’un askerleri Toulon’a çıkarma yapmış olan İngiliz ve İspanyollar’ı kentten sürdü. Bu başarısı üzerine 24 yaşındaki Napolyon tuğgeneralliğe yükseltildi ve Fransa’nın İtalya ordusunda topçu komutanlığına atandı. Ama dönemin kıskanç ve art niyetli bazı önderlerinin oyununa gelerek bir süre sonra komutanlık görevinden alındı. Daha sonra ordudan ayrılarak Paris’e yerleşen Napolyon, saatini ve kitaplarını satacak kadar yoksul düştü. Ama çok geçmeden kralcıların yönetime karşı başlattıkları bir ayaklanmayı bastırmak için 1795′te yeniden göreve çağrıldı. Napolyon iç savaşa neden olabilecek bu ayaklanmayı başarıyla bastırdı ve tümgeneral olarak iç güvenlik güçlerinin başına getirildi.

Napolyon, artık Paris’in siyasal ortamına girmişti. 1796′da İtalyan ordusu başkomutanlığına atandı. Soylu bir dul olan Josephine de Beauharnais ile evlendikten iki gün sonra İtalya’da Avusturyalılar ile savaşan Fransız ordularının başına geçmek üzere Nice’e gitti, Cesareti kırılmış birlikleri büyük bir başarıyla toparladı, düzene soktu ve birkaç hafta içinde Avusturyalılar’ı yenerek büyük bir zaferle Milano’ya girdi. Napolyon, 1797′de ordusuyla Avusturya’yı işgal etti ve Avusturyalılara Campo Formio Antlaşması’nı imzalamak zorunda bıraktı. Bu antlaşmayla Fransa, doğuda Ren Irmağı’na kadar olan bölgeyi topraklarına katıyor ve Belçika üzerinde denetim hakkı elde ediyordu. Napolyon, ülkesine bir kahraman olarak döndü.

Napolyon, 1798′de Mısır ve Suriye’de büyük bir Fransız imparatorluğu kurmak amacıyla Ortadoğu’ya yapacağı seferin hazırlıklarına başladı. Mısır ile giriştiği Piramitler Savaşında büyük bir zafer kazandı. Ama Nil Savaşı’nda İngiliz Amiral Horatio Nelson’un Tüm Fransız gemilerini yok etmesi tasarılarını bozdu. Bu arada Osmanlı İmparatorluğu Fransa’ya savaş açmıştı. Ordusuyla Mısır’da yalnız kalan Napolyon, 1799′da Suriye üzerine yürüdü. Akka’nın Cezzar Ahmed Paşa tarafından başarıyla savunulması ve salgın hastalıklar yüzünde Mısır’a çekildi.Ordusunu Mısır’da bırakarak Fransa’ya döndü.
9 Kasım 1799’daki hükümet darbesi Fransa tarihinde yeni bir dönem başlattı. Birkaç hafta sonra anayasada değişiklikler yapılarak yönetim üç konsülün eline bırakıldı. Napolyon “birinci konsül” olarak Fransa’nın mutlak hâkimi oldu. Bazı reformlar yapmaya çalıştı. Devletin dağıttığı kredileri belli düzene soktu.
Napolyon 1800’de tekrar İtalya’ya girdi ve Milano’yu aldı. Böylece Avusturya ordusunu ikiye bölmüş oluyordu. Birini kuşatma altında tutarken diğerine saldırdı. Saldırıları başarıyla sonuçlandırdı. J. V. Moreau’nun Hohenlinden’deki zaferi üzerine Avusturya İmparatoru İngiltere’yle ittifakını bozmak ve 1801 Şubat’ında Luneville barış anlaşmasını imzalamak zorunda kaldı.

1802′de başarılarından güç alarak yaptırdığı halkoylaması sonucu ömür boyu konsül seçilen Napolyon 1804′te, imparatorluğunu ilan etti. Paris’te Nötre Dame Katedrali’nde yapılan görkemli bir törende karısı ile birlikte taç giydi. Sarayı, zenginliği ve debdebesiyle ünlendi. Napolyon, bilimsel buluşları ve güzel sanatları destekleme yönündeki çabalarını sürdürmekte de geri kalmadı. Ne var ki, 1803′te İngiltere ile barış sona erdi; Fransa’yı yıkıma uğratan ve Napolyon’un sonunu hazırlayan uzun savaşlar başladı. Bu savaşlar tarihte Napolyon Savaşları olarak anılır . 1809′da kendisinden sonra tahta geçecek bir erkek çocuk doğuramadığı için Josephine’den boşanan Napolyon, Avusturya imparatorunun kızı Marie Louise ile evlendi. 1811′de doğan oğluna “Roma kralı” sanı verildi. Napolyon, kardeşlerini ve yakınlarını ele geçirdiği İspanya, Hollanda ve İtalya gibi ülkelerin başına kral olarak atadı.

1812 yazında Napolyon, Fransa için büyük bir yenilgiyle sonuçlanan Rusya seferine başladı. Bu savaş, yüz binlerce askerin karlar içinde donarak ölmesine yol açtı.

1814′te güneybatıdan İngiltere, doğudan ise İngiltere’nin müttefikleri Avusturya ve Prusya, Fransa’yı işgal etti. 30 Mart’ta Paris düştü. 11 Nisan’da Napolyon’un tacı elinden alındı ve Akdenizde’ki Elba (Elbe) Adası’na sürüldü. Ama yenilgiyi kabul etmeyen ve iktidarı elden bırakmak istemeyen Napolyon, Mart 1815′te Elba’dan kaçarak Fransa’ya döndü. Bu arada, 1793′te Fransız Devrimi’nden sonra idam edilen XVI. Louis’nin kardeşi XVIII. Louis Fransa kralı olarak taç giymişti. Napolyon yeniden oluşturduğu ordusuyla Paris’e girdi ve kendini bir kez daha imparator ilan etti. Bu döneme “Yüz Gün” adı verilir. Ne var ki, Waterloo Savaşı’nda(1815) kendisine karşı yeni bir ittifak kuran Avusturya, Prusya, İngiltere ve Rusya güçleri karşısında yenildi.

Napolyon bu kez Atlas Okyanusu’nda ıssız) bir ada olan St. Helena’ya sürüldü. Sıkı bir denetim altında geçen tutsaklık döneminden; sonra öldü ve bu adaya gömüldü.

Fransa’da bir kahraman olarak anılan Napolyon’un kemikleri 1840’ta Paris’e getirilerek Hotel des Invalides’in altındaki mezarlığa gömüldü.

Tarihin en büyük komutanlarından biri ola¬rak kabul edilen Napolyon, Avrupa’da giriştiği fetihler sırasında Fransız Devrimi’nin getirdiği özgürlük ve eşitlik gibi kavramların bu ilkelerde yaygınlaşmasına da yol açtı. Ne var ki, bu düşünceler, ele geçirdiği topraklardaki halkların, kendi krallık yönetimlerine olduğu kadar, Fransız egemenliğine karşı mücadelelerine de ışık tuttu. Böylece Napolyon, karşında yalnızca ülke yöneticilerinin isteğiyle sorunlu olarak savaşan askerleri değil, kendi bağımsızlıkları için savaşan halkları da buldu.

Napolyon II (1811-1832). I. Napolyon’un ve İmparatoriçe Marie Louise’in oğludur. Babamın tacı elinden alındıktan ve XVIII. Louis’ in tahta geçmesinden sonra annesi küçük Napolyon’u Avusturya’ya götürdü. II. Napolyon hiçbir zaman iktidara gelemedi.

Napolyon III (1808-1873). I. Napolyon’un kardeşi Louis Bonapart’ın oğludur. Genellikle Louis-Napolyon Bonapart olarak anılır. Waterloo Savaşı’ndan sonra ailenin öbür üyeleri gibi Fransa’dan sürüldü. 1836′da Fransa’ da krallığı yıkma girişimi başarısızlıkla sonuçlandı. 1840′taki ikinci girişiminden sonra ömür boyu hapse mahkûm edildi. Ama 1846′da İngiltere’ye kaçmayı başardı. Fransa’ da cumhuriyetin yeniden ilanıyla sonuçlanan 1848 Devrimi’nin ardından ülkesine döndü ve Liusal Meclis’e seçildi. Kısa bir süre sonra da cumhurbaşkanı oldu. Fransa’da o dönemde, dört yıldan sonra yeniden cumhurbaşkanı seçilmeyi yasaklayan bir anayasa yürürlükteydi. Louis Napolyon 1852′de cumhuriyet yanlılarına karşı bir darbe yaptı ve hazırlanan yeni anayasayı halkoyuna sundu. Halkın desteği ie 10 yıl için yeniden cumhurbaşkanı seçildi. Aynı yılın sonunda, Fransa’nın geçmişteki başarılarını yineleyeceğini ileri süren Louis Napolyon Bonapart, III. Napolyon sanı ile imparator ilan edildi.

III. Napolyon, kamuoyuna kulak veren ve toplumsal refahla ilgilenen bir devlet adamıydı. Ne var ki, deneyimli bir yönetici değildi, ilk zamanlarda Fransa halkı yeniden yapılanma sürecindeki başarılardan ve sanayileşmenin gelişmesinden hoşnuttu. Ama bunu ekonomik sıkıntılar ve sarsıntılar dönemi izledi. İmparator saldırgan bir dış politika izliyordu. 1854′te Osmanlı İmparatorluğu ve İngiltere ile birlikte Rusya’ya karşı Kırım Savaşı’na katıldı. İtalya’ya Avusturya yönetiminden kurtulabilmesi için yardım sözü verdi. Ama Avusturya ile yapılan savaşı Lombardiya’ya bağımsızlık verdikten sonra, Nice (Nis) ve Savoie’yı ülkesine katarak hızla sona erdirdi.

Amerikan İç Savaşı’nı fırsat bilerek Meksika’da Fransa denetiminde bir Latin Amerika imparatorluğu kurmaya çalıştı. Ama ABD’ nin baskısı sonucu ordularını Meksika’dan çekmek zorunda kaldı. Kukla imparator Avusturya Arşidükü Maximilian, üç yıllık tartışmalı bir yönetimden sonra tahttan indirilerek idam edildi. Ardından, Prusya’nın giderek güçlenmesinden duyduğu kaygı, III. Napolyon’un dış politikasının sertleşmesine ve sonunda Fransa-Prusya Savaşı’na (1870-71) yol açtı. Savaş alanında ordusunun başında savaşan III. Napolyon, Sedan’da tutsak düştü. Altı ay Almanya’da tutsak kaldı. Fransa’ da cumhuriyetin ilanından sonra İngiltere’ye sürgüne gönderildi ve orada Kent yakınlarında Chislehurst’te öldü.

NAPOLYON SAVAŞLARI

1804te I. Napolyon imparator olduktan sonra Fransa’nın yaptığı savaşlardır. Bunlar 1792′de Fransız Devrimi’nin önderlerine karşı Avusturya ile Prusya’nın başlattığı savaşların bir uzantısıdır. İngiltere de 1793′te bu iki devletin yanında savaşa katılmıştır. Bu ilk savaşlar, Fransa’nın 1801′de Avusturya ve Alman devletleriyle yaptığı Luneville, 1802′de de İngiltere ile yaptığı Amiens antlaşmalarına kadar aralıklarla sürmüştür.

1803′te Fransa ile İngiltere yeniden savaşmaya başlayınca, Napolyon İngiltere’ye bağlı bir Alman devleti olan Hannover’i işgal etti. İngiltere’nin hemen karşısında Manş Denizi kıyısında bulunan Boulogne’da büyük bir ordu topladı ve bir filo oluşturarak İngiltere’ yi işgal etmeye hazırlandı. Ama, İngiliz gemileri Fransa kıyılarında güçlü bir savunmaya geçince işgal gerçekleştirilemedi. 1805 Temmuz’unda Avusturya ve Rusya İngiltere ile ittifak kurunca, Napolyon Boulogne’daki ordularını hızla Almanya ve Avusturya üzerine gönderdi. Ekimde bir Avusturya ordusu Ulm’ de savaşmadan teslim oldu. Napolyon Viyana’yı aldıktan sonra aralıkta, Avusturya ve Rusya’nın birleşik ordularını Austerlitz Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğrattı. Bu sırada kendisi Fransa imparatoru ve İtalya kralı şanını taşıyordu. Kardeşlerinden Joseph’i Napoli, Louis’yi de Hollanda kralı yaptı. Napolyon, Ekim 1805′te İspanya’nın güneyinde Trafalgar Savaşı’nda İngiliz Amiral Horatio Nel-son’a yenilince, İngiltere’yi işgal etme düşüncesinden vazgeçmek zorunda kaldı.

Bunun üzerine Prusya’ya savaş açan Napolyon, 1806′da Jena Çarpışması’nı kazandı ve Berlin’e girdi. Prusya kralı Rusya’ya kaçtı ve Napolyon Polonya’ya doğru ilerlemeye başladı. 1807′de Rus ordusunu Friedland Çarpışması’nda bozguna uğratınca Rusya ve Prusya savaştan çekilerek Tilsit Antlaşması’nı imzaladılar. Böylece Napolyon kendisine karşı kurulan ittifakı kırmış ve Fransa’nın rakibi olarak yalnız İngiltere kalmış oldu. Bu ülkenin mallarına ticaret ablukası uygulayarak gücünü kırmaya çalıştı. Öbür Avrupa ülkelerinin de İngiltere ile ticaret yapmasını yasakladı. Bu durum, Fransa’nın birçok ülke ile arasının açılmasına yol açtı.

Napolyon 1808′de kardeşi Joseph’i İspanya kralı ilan edice, İspanya halkı ayaklandı. İngiltere, Avusturya, İspanya ve Portekiz Napolyon’a karşı yeniden ittifak kurdular. Bir İngiliz ordusu önce Portekiz’e, ardından İs-panya’ya girdi. Mayıs 1809′da Napolyon ömründe ilk kez Avusturya’da Aspern-Essling Savaşı’nda yenildi. Ama temmuzda Wagram Çarpışması’nda Avusturyalılara karşı yeni bir zafer kazandı. Avusturya ile barış yapıldı. Ama İngilizler, İspanya’dan çıkmadı. İspanya ve Portekiz’de 1811′de yapılan İspanya Bağımsızlık Savaşı sırasında, İngiliz güçlerinin başında bulunan Wellington dükü Fransızlar’ı geriletmeyi başardı.

1811′de Rus çarı İngiltere ile ticaret yapma yasağını çiğneyince, Napolyon Rusya’yı işgal etmek için bir neden bulmuş oldu. Mayıs 1812′de 600 bin kişilik ordusuyla Rusya’ya sefere çıktı. Çarın teslim olacağını umuyordu. Ama Ruslar direndiler ve doğuya doğru çekilirken geçtikleri yerlerdeki tüm ürünleri yaktılar. Napolyon’un ordusu yakılmış bölgelerden geçerek Borodino Savaşı’nda üstünlük elde etti ve Moskova’ya girdi, ama burada tutunamadı. Yiyecek sıkıntısı ve giderek artan soğuk onları zor durumda bıraktı. Ruslar Moskovavı ateşe verince Fransızlar geri çekilmek zorunda kaldı. Fransa’ya dönüş yolculuğunda Kazaklar’ın vur kaç taktiğiyle yaptığı saldırılar orduyu daha da yıprattı. Yaralı ve dağınık bir biçimde gerileyen askerlerden yalnızca 30 bini Almanya’ya ulaşabildi.

1813′te yapılan Leipzig Savaşı, Fransa’ya öldürücü darbeyi vurdu. Kısa süre sonra Avusturyalılar, Prusyalılar ve Bavyeralılar doğudan saldırıya geçti. İngilizler de Pirene Dağları’nı aşarak İspanya üzerinden Fransa’ ya girdi. Kaynaklarını tüketmiş olan Fransa’ nın savaşacak gücü kalmamıştı. 11 Nisan 1814te Napolyon tahttan indirildi ve Elba (Elbe) Adası’na sürüldü. Mart 1815′te Elba’ dan kaçan Napolyon yeniden Fransa’ya döndü ve bir kez daha imparatorluğunu ilan etti. Ama sonunda Haziran 1818′de İngiltere, Prusya Avusturya ve Rusya ordularına Waterloo’da kesin olarak yenildi.Devrim Fransa’sının askeri dehası Fransız General Napolyon Bonaparte (1769-1821), geliştirdiği savaş taktikleri, sıradışı hücum ve komuta stratejileriyle 200 yıldan bu yana sadece askerlik uygulamalarının değil, yönetim ve idare disiplerinin de merak konusu olmuştur.
Napolyon’un seferleri tüm Batı dünyasında askeri eğitim modelinin temelini oluşturmaktadır. Dünyayı, daha önce görmediği yıkımlarla tanıştıran Napolyon’un ordusu, savaş sahnelerine getirdiği alışılagelmemiş yöntemler ve taktikler, birçok Avrupalı ve sivil savaş generali tarafından kopya edildi. Bugün de hâlâ pek çok askeri düşünce bu büyük Fransız’ın tesiri altındadır. Amerika’daki meşhur “Batı Noktası” akademisi de dahil olmak üzere farklı coğrafyalardaki         akademilerde öğrencilere Fransız dili öğretilir; böylece öğrencilerin Napolyon taktiklerine dair kitaplar okumaları amaçlanır.
Fransız Devrimi dönemi aynı zamanda sivil savaşların başladığı bir dönemdir. Kral Monarkların geleneksel hanedan savaşlarının, yerlerini insanların savaşlarına terk ettiği bu süreçte, daha büyük ve kapsamlı ordular organize edildi. Çünkü savaşlar, daha büyük savaşlara bürünmüştü artık. Yaşanan tüm bu değişimler arasında kendisine tarihsel alanda biçtiği rolü şöyle tanımlıyor Napolyon: “Anarşi körfezini kapattım, kaostan düzeni çıkardım. Kabiliyeti, onu bulduğum yerde, doğum ve zenginliği nazara almadan ödüllendirdim. Feodalizmi fesh ettim. Eşitliği, insanların dinlerini esas almadan kanun önünde tesis ettim. Yıpranmış monarşiler ile savaştım. Çünkü insanlığın değerlerini tahrip ediyorlardı. Devrimi saflaştırdım.”
Napolyon’un Ordularında:
Moral Yüksek Tutulmalıydı; Askere çağırma işlemleri yerine, savaşmak isteyen gönüllüler tercih edilirdi. Bu gönüllülerin devrimci gayretlerini kullanarak orduya yüksek moral aşılayan Napolyon, yeni ödüller koyarak imparatorluk muhafızları gibi elit müfrezeler oluşturmuştu. Çünkü: “Lider, umut ticareti yapan kişi”ydi Napolyon için. “Savaş esnasında askerleri cesur kılan, onlara çekilen nutuk değildir. Kıdemli askerler çok zor dinler bu nutukları. Acemi askerler ilk yaylım ateşinde bu nutukları unuturlar. Bu uzun nutukların işe yaradığı tek zaman ise çatışma anıdır. Önemli olan savaş anında baş gösterebilecek olumsuz tüm etkileri uzaklaştırmak, yanlış haberleri düzeltmek, sefer esnasında uygun bir ruh halini canlı tutmak, askerler için keyifli bir ortam yaratmak üzere ordugâh kurmaktır.”
Aristokratlar Ayrıcalıklı Sınıf Değildi; Ordu içinde herkes terfi edebilirdi; bu imtiyaz sadece aristokratlara ait olmaktan çıkarılmıştı. Hatta bir er, belli bir süreç içinde general olabiliyordu. Bu uygulamaya değinerek: “Bütün generallerimi çamurdan yaptım.” diyordu Napolyon.
Ordu Modern Ölçekte Yeniden Organize Edilmişti: Napolyon orduyu müfrezeler halinde, manevra kabiliyetine sahip küçük ordular biçiminde bölümlere ayırmıştı.
Her müfreze, bütün hafif ve ağır silahlara ve zamanın tüm mühendislik ve teknik bilgilere sahipti. Bu müfrezelerin her biri asıl ordudan bağımsız bir biçimde savaşabilecek şekilde eğitilmişti. Sözünü ettiğimiz planlama ve örgütleme yeteneğine işaret edercesine: “Beni en çok ne şaşırtır biliyor musunuz, hiçbir şey organize edemeyen güç.” der Napolyon.
Müfrezelerin komutanları, tıpkı bir orkestra yönetir gibi ve tam bir güven ortamı içinde bölüklerini öyle ustaca yönetirlerdi ki, Napolyon’un herhangi bir anda yapacağı taktik değişimine hazır ve kolaylıkta adapte olabilecek durumdaydılar.
Çevik Hareket Kabiliyeti Çok Önemliydi;bölükler bir gün içinde ağır bir yük yüklemeksizin 15-50 km mesafeyi kat edebiliyorlardı. Kimi zaman zor kullanmayla da olsa, yiyeceklerini gittikleri yerlerden tedarik ediyorlardı. Birçok seferde hızlı manevralarla İngiltere’nin, Avustralya’nın, Prusya’nın topraklarını büyük bir süratle dolaştılar. “Şu üç şeyi sürekli zihninizde tutmalısınız: Kuvveti yoğunlaştırmak, hareket ve kararlılık. Karar vermek kadar hiçbir şey zor ve değerli değildir. Ölüm hiçbir şeydir. Mağlup olmuş olarak yaşamak her gün on kez ölmektir. Ordunun gücü makinedeki güç gibidir. Hız ve ordunun morali, zafere daha çabuk ulaşılmasını sağlar.”
Napolyon’un Savaş Taktikleri:
Kuvvetleri etkili ve hızlıca toparlamak;Napolyon, savaştan önce düşmanlarının sayısını belirler, askerlerini biraraya getirirdi. Binlerce kişilik orduyu kumanda edebilme ve tek merkezden yönetebilme hünerini nereden edindiğine dair ipucu şu önerilerinde gizli: “Gustavus Adolphus, Turenne, Frederick, Alexander, Hannibal ve Caesar… Bu komutanların hepsi aynı prensiple hareket ettiler. Hepsi kendi güçlerini bir arada tutmayı hedef aldılar. Alexander, Hannibal, Caesar, Gustavus, Turenne, Eugene ve  Freder’in seferlerini tekrar tekrar okuyun. Büyük general olmanın ve savaş sanatının sırlarına aşina olmanın tek yolu budur.”
Birçok kere Napolyon’un orduyu bir arada tutan savaş metodları sayesinde ordu yok olmaktan kurtulmuştur. Napolyon’a göre müfrezeleri doğru zamanda ve doğru yerde kumanda etmek en iyi komutanlıktır. Manevra ve toparlanma hızı zaferin esasını oluşturmaktadır.
Gücü iktisatlı kullanmak: Napoleon maksimum gücü düşmanın en kritik alanlarına yoğunlaştırırdı. Çok kritik olmayan alanlara ise minimum gücü yerleştirdi. Napolyon’un 1799’da söylediği şu sözlere bakılırsa, bu tutumu vakti zamanında pek az bulunur bir nitelik arz ediyormuş. “Avrupa’da çok iyi generaller var. Fakat bunlar aynı anda birçok şey görüyorlar. Ama ben sadece bir şey görürüm, düşmanın asıl bedenini…”
Zemin Yönetimi; Napolyon için ağır silahları ve orduyu iyi bir zeminde konuşlandırmak çok önemlidir. Onun için ordunun hareketini gizleyen ve düşmanın hareketlerini kontrol eden bir zemin galibiyet için çok şey demekti.
Manevra ve Hücum Kabiliyeti; Napolyon daima hücuma, hıza, manevraya ve sürprizlere inandı. Geliştirdiği hücum taktiği, Büyük İskender ve Sezar’dan bu yana başka hiçbir batılı komutan bu meselede kendisi ile karşılaştırılamaz. “Ordunun ekseriyeti çatışma için hazır bir hale geldiğinde düşmanın hareketlerini yakından takip etmek durumundasın.” der Napolyon. “İleri karakolun görevinin esası ilerlemek veya gerilemekte değildir, manevra kabiliyetindedir. İlerideki birim hafif süvarilerden oluşmalıdır. Ve gerektiğinde daha ağır süvariler tarafından desteklenmelidir. Bütün bunlara komuta edenler, yeterli kabiliyet ve bilgi ile donanmış olmalıdır.”
Sürpriz Ataklar; Napolyon’un metodu güçlü temerküz amaçlı hücum üzerine kuruludur. Savaşlarda çoğunlukla hücum halinde bulunurdu. Bu sayede düşmana zaman kaybettirir, karşı ordu içinde geçici kaosun oluşmasını sağlardı. Sürpriz ataklarıyla ünlüydü. Öyle ki kimse onun tam olarak nereye hücum edeceğini kestiremezdi. “Bütün geriye çekilme manevraları insan ve malzeme kaybının yanında ordunun moral düzeyini düşürür. Bu durumda başarı şansınızın yükselmesini ümit edemezsiniz.”
Taktiklerin Uygulanması; Napolyon için düşman ordusunun sayısının kendi ordusunun sayısını geçip geçmemesi önemli değildi. Onun temel meselesi sayı değil, taktiklerdi. Şöyle diyordu: “Eğer ordu, ağır silahlarda ve süvari birliklerinde sayıca az ise genel bir hareketten kaçınmak gerekir. İlk yetersizlik hareketin hızı ve ağır silahların manevraları ile telafi edilmelidir. Süvarilerin yetersizliği, yerlerin seçimi ile telafi edilmelidir. Tabi bu durumlarda askerin moral durumu çok önemlidir. Şu prensip akılda tutulmalıdır: Bir tuzak amacı güdülmemişse, düşmanın içine sızabileceği aralara asla izin verilmemelidir.”
Ağır Silahlar ve Süvari Birliklerine Verilen Önem:;Napolyon’a göre “Süvari sınıfının hücumları her zaman için, savaşın başında, ortasında ve sonunda eşit derecede öneme sahiptir. Zaferi takip etmek ve düşmanın toparlanmasına imkân vermemek, süvari birliklerinin işidir.” Ağır silahları yeni metodlarla kullanmak da Napolyon’un her daim başvurduğu savaş stratejilerinden biriydi. Bu konuda: “Ağır silahlar ise her daim yaya askerlerin yardımına hazır bir konumda tutulmalıdır. Tanrı en iyi ağır silahlara sahip  olanların yanında savaşır” diyordu.

Yapılan Yorumlar
Bu yazı için henüz yorum yapılmamış! İlk yorumu sen yapabilirsin.
Bir Yorum Yapın

x