Timurlular Tarihi

Yedi İklim Pâdişahlarının Pes Ettiği

avnik kalesi
Timur, 1394 yılında Kara Yusuf’un bulundugu Muş ovasına geldi. Kara Yusuf, Timur’un güçlü ordusunun karşısına çıkamayarak dağlara çekildi. Bunun üzerine Timur, Karakoyunlu beyinin kardeşi Mısır Hoca’nın idaresinde olan Avnik kalesini muhasara etti. Avnik 43 günlük bir kuşatmadan sonra Timur’un eline geçti.

Emir Timur,Avnik’in alınması için kendinden önce oğlu Mirza Mehmet’i (Muhammet Sultan) mühim bir kuvvetle Avnik üzerine göndererek, Avnik’in tezden alınacağını zannediyordu. Halbuki olaylar umduklarından aksine bir gelişme göstermiş, Avnik Kalesi halkı koca cihangirin ordusuna karşı gelmişti.

15 Mayıs 1394’te Şehzâde Şahrûh ile birlikte zahmetli bir yürüyüşle Muş Ovası’na ulaşan Timur,  oğlu Mehmet Mirza’yı Avnik üzerine gönderdi.Timur, Erzurum, Erzincan hâkimi Mutahharten’e (1379-1409) de bir elçi göndererek, onu baş eğmeye dâvet etmiştir. Zaten Timur’un yörede görülmesinden ötürü büyük bir korkuya kapılan Mutahharten, bu davete hemen uymuştur. Timur daha Üç Kilise’de iken O’nun huzuruna çıkan Mutahharten Avnik önlerine gelindiğinde Timur’un yanına gitti ve atının üzengisini öptü.Aynı günlerde Mutahharten, Timur ordugâhında, Avnik muhasarasında kaleye çıkarak Karakoyunlu Mısır Hoca ile görüşmüş ve Kale’nin teslimi için nasihatlerde bulunmuştu.

Timur, Avnik’i almak için kale yakınlarında konaklamış iken, Sivas hükümdarı meşhur şâir ve âlim Kadı Burhân ed-Dîn’e (1344-1398) de üç defa elçi göndererek “emir ve fermanıa uymasını, hutbe ve sikkeyi değiştirmesini, asker ve mal göndermesini”ve kendisine tâbi olmasını istemiştir. Ancak Kadı Burhâneddin bu teklifleri red ile ikinci elçiyi de tutuklayarak Mısır hükümdarı Barkuk’a göndermiştir.

Kadı Burhâneddin’e elçilerin gidip geldiği süre içerisinde Timur, “sağlamlığı ve alınmazlığıyla ünlü iki kale olan Micingert ve Erciş’i alıp, o bölgede (Zivin, Hasankale gibi) bulunan diğer kalelerin bazısını zorla, bazısını da hile ile ele geçirmiş, onların ileri gelenlerini azap ve işkenceye tâbi tutarak yok ettikten sonra Bezm u Rezm’deki tarifiyle “yüksekliği bakımından Boğa Burcu ile yarışan, İkizler Burcuna eli değen” Avnik Kalesi’nin kolayca alınmamasına kızan Timur, muharebeyi bizzat idare etmiştir.

Oysa o zamana kadar Timur’un orduları istilâ yolu üzerindeki birçok kaleyi serçe gibi avlamış, bütün kale duvarları ordularının önünde yıkılmıştı.

Bütün tarihi boyunca en kuvvetli müdafaasını Timur’a karşı yapan Avnik Kalesi’nin, oldukça müstahkem vaziyetteki iç kalesini düşürmek mümkün olmamıştı. Dış ve iç kalesi kalbura dönen Avnik yakınlarındaki ordugâhında muharebeyi bizzat idare eden Timur’un, muhasarasını ve gelişen olayları Nizâmeddin Şami şu şekilde yazmaktadır:

“Mısır Hoca dağın tepesine kaçtı. Bu dağ yüksekti. Mumâileyh(halk-askerler), onun sarp yollarını tahkîm etti. Büyük kayıplar verdi. Emirler ve askerler yüzlerine siperleri tutarak, mukabele için karşı durdular. Bu sırada Mısır, kendi oğlu, naipleri ve tanınmış kişiler ile beraber, uygun hediyeler göndererek, ben bir kulum ve mutî’im. Emir Timur ile muharebe edecek kudret ve kuvvete sahip değilim. Fakat Onun lûtfu büyüktür. Eğer bu defa bana aman bahşederse kul ve muti(bağlı) olurum. Bundan sonra emniyet ile ve ihtiyârım ile arz-ı ubûdiyete(kulluğumu bildirmeye) gelirim, diye ricâda bulundu. Emir Timur bunlara hil’at ve kemer vermekle taltif edip, geri gönderdi ve biz onun aman(güven) istemesini ve özür dilemesini uygun kabul ediyoruz. Ancak kendisi bizzat huzura gelip, yeri öpmez ise bu arzularını yine getirmeyeceğiz, buyurdular. Bunlar döndüler. Bu sözleri Mısır Hoca’ya tebliğ ettikleri zaman, O güvenmeyerek tekrar asi oldu. Ok atmaya başladı. Çatışma yeniden başladı.

Ertesi gün Emir Mutahharten gitti. Mısır ile görüştü. Kendisine nasihat ederek, “seni böyle karşısında yedi iklim pâdişahlarının pes ettiği bir Emir’e muhalefete sevk eden fikir ne kadar basit bir fikirdir. Senin gibilerin mukâvemete çalışmaları akıl kârı değildir. Ona acz ve meskenet(çaresizlik ) göstermekten başka, hiçbir şey seni kurtaramaz”, dedi. Mısır Hoca, oğlu ile bir hey’et daha göndererek aynı ricâda bulundu. Emîr Timur, Onun sığındığı yerden çıkıp gelmek fikri olmadığını anlayınca hemen onun uşaklarını hapsetti. 21 Şaban 796 Pazar günü, Emîrzâde Muhammed Sultan’ın bütün askerleri gelip, o gece büyük bir kuvvet ile dağa çıktı. Pazartesi günü Emîr(Timur), Mısır’ın oğlunu çağırttı. Bu altı yaşında gayet güzel ve tatlı dilli bir çocuk idi. Huzûra geldiği zaman yüzünü yere koydu. Emîr’in ayağını öptü. Güzel bir edâ ile babasının kanının bağışlanmasını ricâ etti. Eğer arzu ederseniz gideyim. Onu kefen ve kılıç ile beraber getireyim, dedi. Emîr, kendisine merhamet ederek hil’atler ve altınlar vererek son derece izâz ü ikrâm(onurlandırma) ile geri gönderdi. Fakat, Mısır’ı yine bir korku istilâ etti. Aciz ve muzdar(çaresiz) kaldı. Ne yapacağını şaşırdı. Çıkıp gitmek cür’et ve metânetini kendisinde göremedi. İtimat edemediğinden yine bahane ileri sürdü. Bunun üzerine Emîr Timur, hücum edilmesini emretti. Kale ahâlisi feryat ve figâna başladı. Bu esnâda, Mısır’ın annesi ortaya çıktı. Aşağı inerek huzura geldi. Atlar getirip hediye etti. Timur’a: Benim oğlumun sana karşı mukavemet haddi değildir. Sen öyle bir emîrsin ki, senin karşında arslanların ödü patlar ve kükremiş kaplanların nefesi tutulur. Böyle iken, eğer benim oğlum senden korkar ise, taaccüb etmemelidir, dedi. Emir Timur, kendisini taltîf ile bir hil’at giydirerek, geri gönderdi. Mısır’a söyle, eğer aman istiyor ise, hemen bizim tarafımıza gelsin, dedi. Bundan başka Saray Melik Hanım ve öteki hanımlar ona elbise ve hil’at verdiler. Bu hatun, geri döndüğünde, olup biteni oğluna anlattı. Ancak Mısır’ın saadeti, kendisinden yüz çevirmişti. Devlet ona arkasını dönmüştü. Üzerine nekbet teveccüh etmişti. Bu yüzden Timur’a gidip, itaat göstermedi. Düşmanlığını devam ettirdi. Bunun üzerine Emîr, Avnik Hisarı’nın yanında büyükçe bir binâ yapılmasını emir buyurdu. Askerler ağaç ve çamur taşıdılar. Bu binayı yapıp bitirdiler. Bu bina, Avnik Hisarı’ndan da daha yüksek oldu. 31 Temmuz 1394 Salı günü, düşmanın vaziyeti çok vahim bir şekle girdi. Susuzluktan pek fenâ bir hâle geldiler.

Bununla beraber, korkusundan yine çalışıp, çabaladılar. Emîrzâde Muhammed Sultan’a iltica ile tazarru ve niyâzda bulundu. Emirzâde bunları, Emîr Timur’a götürerek, sözlerini arz etti. Emîr, önceki şartını tekrarlayarak, eğer gelir ise bağışlanır, dedi. Mısır Hoca, bu defa da boyun eğmedi. Savaşa başladı. Bu sırada Emîr’in askerlerinden birtakım cengâver, Avnik Kalesi ve Dağı’na çıkmayı başardılar. Hoca Şâhin, herkesten önce ateş açtı. Onu Argunşâh, Amânşâh ile diğerleri takip ettiler. Amânşâh yaralanınca geri çekildi. Argunşâh bir hücumda daha bulunabildi. Askerler de dört bir yandan dağın üzerine çıktılar. Kalenin bir burcu altında delik açıldı. Direkler ile tutturuldu. O esnâda Mısır’ın nökerleri yüz çevirip, kendilerini dağın tepesinden atmaya başladılar. Kale dahilindekiler de hep birden feryâd ü figân ederek, kendilerini dışarı atmak, kurtulmak yolunu aradılar. Üstlerindeki silâhlarını, bütün savaş âletlerini de terk etmekte idiler. Mısır Hoca da, kötü vaziyetini anlayarak, Cuma günü, ki bayram idi, oğlunu dışarı gönderdi. Oğlu, Emîr’e gelerek yere kapandı. Rica ve niyâz ile babasının kanının bağışlanmasını istedi. Emîr Timur da, kanını bağışlarım, fakat bir şartla ki, şimdi çıkıp gelsin. Yoksa bu kadar ahâlinin” kanının günahı onun boynundadır”, dedi. Mısır Hoca Emîrzâde Muhammed Sultan’a iltica etti. Şehzâde, Mısır Hoca’nın gönlünü hoş ederek, Emîr Timur’a getirdi. Kanının bağışlanmasını ricâ etti. Merhamet edilerek, şefaati kabul edildi. Beş gün orada top yaptılar, zevk ve sefa ile vakit geçirdiler.”

Haziran ortalarından Ağustosa kadar 43 gün süren Avnik muhasarası, Karakoyunlular’ın mağlubiyeti ile neticelendi.

Timur, bayramı bu kale yanında geçirdikten sonra hareket emrini verdi. Timur’un yanındaki Erzincan emîri Mutahharten, izin alarak memleketine döndü.

Timur, askerlerine mükâfat dağıttıktan sonra kaleye kumandanlarından Atlamış Koçi’yi tayin ederek, kalenin yıkılan surlarının yeni baştan yaptırmaya başladı. Timur, askerlerini Avnik’e, Karabağ’a ve etrafa dağıtarak kışlattı. Bu zafer sonrası Gürcistan’a giden Timur, Avnik’ten Yıldırım Beyazıd’a çeşitli mektuplar göndermişti. Avnik, bundan sonra Timur’un en önemli üslerinden biri olmuştur.

Kaynaklar:
1. Yrd. Doç. Dr. Gürsoy SolmazTimur ve Seferleri / Yrd. Doç. Dr. Gürsoy Solmaz
2.Aziz bin Erdeşir-î Esterâbâdî, Bezm ü Rezm
3.Nizamüddin Şami, Zafernâme
4.Toma Metsopski;Timur ve Haleflerinin Tarihi
A. Şerif Beygü, Erzurum Tarihi, Anıtları, Kitabeleri, Istanbul 1936

Benzer Yazılar